14 Ağustos 2011

"Yas Tutma Yeteneği..."

Pazar günü pasajı; Tanıl Bora'dan...

"Türkiye'de taraftarlık kültürünün, "şampiyonluk"la, herkese üç çekme şehvetiyle, "en büyük" olma hırsıyla kısacası güç uğruna gözü dönmüştür. Başarı, galibiyet, şampiyonluk dışındaki yaşantıalra kimse gönül indirmez, eyvallahı yoktur. Onu için, oligarşi takımları dışındaki takımların taraftarı pek azdır. Oysa futbolseverlikte ve taraftarlıkta başka yaşantılar da vardır; sevinçlerin yanında üzüntüleri yaşamanın da bir adabı vardır. (...) Taraftar, yani gerçek aşık, yaşadığı acıyı öyle kolay kolay dışsallaştırmaz, başka birinin sırtına yıkamaz, suçlu ve sorumluya sövüp ilenerek rahatlayamaz. Hele ki sevdiğinin, takımının sırtına hiç yıkamaz. (...) Kusurları, mesulleri sayıp dökebilse de bunlara fazla takmaz aslında. Üzüntüsü gerçektir, derindir ve onun melüllüğü içinde kızgınlığa ayıracak takati kalmaz. Yenilgiyi, acıyı, "başına gelmiş" bir felaket olarak kabul eder; onu hazmederek olgunlaşır, kadir*kıymet öğrenir. Gerçek taraftar, başkasını yapamayacağı için kötü gün dostudur. Yas tutma geleneğidir bu. Kafayı suçlu aramaya, günah keçileri bulamya takmadani salimen üzülme yeteneği... Çünkü ancak o zaman, kararıp hınç biriktirmek yerine, kaybedileni geride bırakır, arınır, yeni başlangıçlara kadir olabilirsiniz. Ne diyor futbol bilgeleri: Taraftarı yapan, trajedilerdir!"

("'Kötü' Tarafarlık ve Sevmeyi Bilmek"-Kârhane'de Romantizm/Futbol Yazıları içinde, syf. 30)

Hiç yorum yok: