17 Mart 2010

Adana ve Demirspor

Son günlerde Aytaç Durak ve Mustafa Tuncel üzerinden yaşananları takip ediyorsunuz sanırım. Etmemek elde değil... Aslında bizim sıkça bildiğimiz ama dedikodu düzeyinde kalan meseleler, içeriden bir "isyanla" ve tabii ulusal basının da üstüne gitmesiyle açık seçik bir hal aldı. İktidar partisinden ayrıldığından bu yana, Durak üzerindeki bürokratik baskının arttığı ve soruşturmaların bir yerden patlak vereceği belliydi. Bu patlak, pek de beklenmedik bir yerden oluştu!

Bu iki ismin bizim için önemi büyük. Çünkü bunlar, Adana'yı olduğu kadar Demirspor'u da yönetti. Adana Demirspor, tıpkı kentin Aytaç Durak hükümdarlığında gün geçtikçe gerilemesi gibi, başarısızlığa demir attı. Takım da kent de "raydan çıktı". İşsizlikte Şırnak ve Hakkari ile zirveyi paylaştık; tarım alanları "AVM" doldu; havaalanı bile bizden uzaklaşma derdinde...

Olan biteni televizyondan, gazetelerden takip ederken yüzüm asılıyor, kaşlarım çatılıyor; ağzımda acı bir tat, boğazımda bir yumru beliriyor; kırmızı-lacivert kravatlar üstüme üstüme gelirken, evimin duvarları "onlar bizim rakibimiz değil" sloganları ile doluyor; haritada her yer Yenice oluyor, bir türlü gidemediğimiz; deplasman yasakları etrafımı çitliyor; "Adana'nın iki takımı birden" tepeme çıkıyor; "rüya takım"lar salonumda tek kale maç yapıyor...

Bir yandan da buruk bir sevinç duyuyorum. Çünkü blogun faaliyet gösterdiği iki yılı aşkın süredir, en başından beri, bu adamlara karşı tavrımız netti. Biz bu zihniyetin Demirspor'u yönetmesini istemiyorduk. Parayı versin, gerisini biz hallederiz kolaycılığına da düşmedik. Biliyorduk ki parayı veren düdüğü çalıyor; yönetimi de hocayı da oyuncuyu da parmağında oynatıyor. Sonuçta aynı zihniyet futbolcu transferinde, kulübün gelir giderlerinde şaibeler yaratıyor; kulislerde, lobilerde, soyunma odasında futboldan başka herşey konuşuluyor. Bu girdaba bir kez girdik mi çıkmak kolay olmuyor.

Defalarca tekrarlanan kongreler öncesi, "Anti-Aytaç Koalisyonları" önerdim; pek çok konuda anlaşamasa da Aytaç Durak zihniyetinin bu takımı yönetmemesi için işbirliğine gitmesini istediğim bir koalisyon önerdim. Gerçekleşmesi güç bir temenniydi. Ancak, karşı bir söz söylemek için gerekli bir adım...

Yine en baştan beri, 15 yıl meselesini gündemde tuttuk. Bu takımın, kenti ve takımı yöneten zihniyet nedeniyle bir çamura saplandığını, bu çamuru yerel basını aracılığı ile palazlandırdığını ısrarla vurguladık. "Aytaç Baba bizi kurtar" diyenlere, "yanlış yapıyorsunuz" dedik. Bu takımı ancak, kendi gücü ve inancı kurtarabilirdi. Demirspor'un geleneğinden beslenen, tarihinden öğrenen, kurumsal temelleri sağlam, geleceğe dair bir bakış açısı olan, en nihayetinde bir kumpas yuvası-ayak oyunları merkezi-pis kokular cenneti değil, bizzat Demirsporlular tarafından yönetilen "spor kulübü" olmasını istedik. Tabii ki ne Durak ne de Tuncel için, ne onun padişahlığından yararlananlar için -ki asıl mesele onlardı; kraldan çok kralcı olanlar- geleneğin, tarihin, efsanenin, geleceğin ve kurumsallığın hiçbir önemi yoktu. Onlar hala Yenice ayranının faydalarından bahsediyorlardı.

Şimdi tüm memleketi Adana'dan yükselen bu pis kokular sarmışken, ne yazık ki koca bir camianın da yıllarca bu kokunun esiri olduğunu bir kere daha hatırlıyoruz. Kişisel çabalarla ya da ufak bir tayfa ile gül kokusu yayabilmek ortalığa epey güçtü. Yine de sesimizin geçen üç yıl içinde yankı bulduğunu söyelyebilirim.

Sonuç olarak, ben bu adamların yönettiği bir Demirspor için değil, hayallerimdeki Demirspor için mücadele ettiğim için mutluyum. Ama etrafımızı saran bu kokunun etkisinden kurtulmak için, daha çok çiçekler ekmemiz gerekecek.

yavuz yıldırım

8 yorum:

curva1940 dedi ki...

nihayet aytaçsız da olabileceğini anladı bazıları yıllardan sonra. gerçekten kraldan çok kralcılık yaptılar.Ama yönetimimize söylemem gereken bir şey var;" Eski düşmandan dost olmaz."Demirsporun bugünlere gelmesinde aytaç kadar aytaçın şakşakçıları da suçludur. Onun için bu karışıklıktan faydalanıp malum insanları bir deplasman masrafıyla gündeme taşımaya gerek yok diye düşünüyorum.Adana Demirspora zerre zarar verenlerin yakasına iki cihanda da yapışacağız.kendi iç hesaplaşmalarından dolayı birbirine giren, ortak noktaları Demirspora geçmişte- isteyerek ya da istemeyerek- zarar vermek olan bu isimlerin ikisinden de Demirsporumuzun hayrına bir şey çıkmayacağını geçmişte gördük, eminim ki yarında öyle olacaktır...Bu nihayet ortadayken bu tiplerden ve bunların fraksiyonlarından uzak durmanın Demirspor için en hayırlısı olduğunun farkına varmak gerekir.
Bİz gençlerimiz ve altyapımızla yolumuza devam edelim; çıkmasakta gerçekten mücadele edelim yeter...
MÜCADELEYE DEVAM!

geyik1940 dedi ki...

"kırmızı-lacivert kravatlar üstüme üstüme gelirken, evimin duvarları "onlar bizim rakibimiz değil" sloganları ile doluyor; haritada her yer Yenice oluyor, bir türlü gidemediğimiz; deplasman yasakları etrafımı çitliyor; "Adana'nın iki takımı birden" tepeme çıkıyor; "rüya takım"lar salonumda tek kale maç yapıyor..."

Ne güzel ifade etmişsin DE. Daha çok çiçekler ekmemiz gerek evet, ellerine sağlık...

Jose Marti dedi ki...

Bozuk düzende sağlam çark olmaz. Veya çürüyen kapitalizm, her türlü erdemi de beraberinde çürütür.
Bu insan AKP'nin belediye başkanı olarak devam etseydi üzerinde hiçbir baskı olmayacaktı. Müfettişler belediyeye seçimden sonra kamp kurmayacaktı.
Belli ki emir almış gibi kentin, daha doğrusu AKP'nin valisi savcıların harekete geçeceğini duyurmayacaktı.
Recep Tayyip Bey savcılarını harekete çağırmayacaktı.
Bu parti "benden değilsen öl" mantığıyla akıllara zarar operasyonlar yürütüyor, özel yetkili savcıları, ayarlanmış hakimleri, dokunulmaz tarikatları, "zekalara hakaret" iddianameleriyle yarı açık cezaevine çevirdi memleketi.
İşin Demirspor boyutunda değilim, Aytaç Durak'ın yerinde her hangi birinin olması kulübe daha yararlı olacaktır.
Aytaç Durak'ın gitmesi Demirspor'un hayrına mı olur ; evet..
Ama şu dönemde AKP'ye karşı seçimi kazanması nedeniyle hedefe konulması gerçeğinden hareketle Aytaç Durak'ı hedefe koymayı kabul edemiyorum.
Sayın başbakan savcıları hakkaniyet, adalet adına göreve çağırıyorsa bu memleketin "İ. Melih Gökçek"ten daha kötüsünü görmediğini hatırlaması gerekir, o zaman samimiyetini tartışırız..

Onur BİÇER dedi ki...

Ben bir hususta farklı düşünüyorum. Kimden gelirse gelsin yönetimin gelecek desteğe hayır dememesi gerekir. Destek verecek herkesi de onurlandırması gerekir. Bugüne kadar yapılmayan şey ise destek vermeyene ses etmemek oldu. Yönetimin beklentilerini de tıpkı destekleri ön plana çıkardığı gibi açıkça ön plana çıkarması gerekir.

Adsız dedi ki...

Sevgili Onur,
Senin bu konudaki görüşlerine ilk defa birebir katılmıyorum. Ben de yönetimin destek vermeyenleri afişe etmesini, ama Mustafa Tuncel gibi basit bir deplasman masrafını veren bir kimseyi de bu kadar yere göğe sığdıramamasını kabul etmiyorum. Deplasman masrafını karşılayan başka bir kişi olsa belki bu kadar övgü olabilir, ama Mustafa Tuncel'in onca yaptığından sonra sadaka verir gibi basit bir para yardımızda bulunmasının da bu kadar büyütülmemesi gerektiğini düşünüyorum. Sağlıkla kalın.

Merih Güvenç

Onur BİÇER dedi ki...

Abi hissiyat olarak aynıyız. Ancak ben biraz geniş çerçeveden bakmaya çalışıyorum. Kulübün gelecek paraya yok diyecek maddi imkanı yok. Kulübe destek vermenin bir tanıtım aracı olduğunun bilinmesi gerekiyor. Kulübe destek vermemenin de bir külfeti olduğunun bilinmesi de gerekiyor. Yönetim de kendilerine destek verenleri onurlandıracağını daha önce söylemişti. Başarılı olurlarsa başarının destek verenlerle eşit ölçüde paylaşılacağını, başarısız olurlarsa sorumlunun kendileri olacağını söylemişlerdi. Buradan bakınca geçmişte ne hata yaparsa yapsın desteğe sırt dönecek, ses vermeyecek gücümüz yok. Gökoğlu 100 altın adam sözünü yerine getirirse o da onore edilmeli bence. 100 bin TL takıma can verir. Bu kişiler zaten ne yaparlarsa yapsınlar internet sitelerindeki yandaşları sayesinde kendilerini övdürtüyorlar, yapmadıkları hatırlanmıyor, yapmış gibi göründükleri hatırlanıyor. Maddi gücün elinde olmadan bunu da kıramazsın. O halde hem övelim hem para alalım. Kaybetmeyiz. Çünkü yeterince dipteyiz. Çıkmak için strateji değiştirmek gerekiyor, genele uygularlarsa yönetimin hamlesi bence doğrudur.

demirgibialp dedi ki...

Bu kulüpten galon galon götürenlerin çay kaşığı ile verdiklerinin övülmesini tasvip etmek mümkün değil. Adana Demirsporluların ahı kimsede kalmaz. Olay elbette siyasi ama ben Adana ve Demirspor açısında baktığım zaman malum şahsın ve şahısların bütün pisliklerinin ortaya dökülmesini yürekten istiyorum. Demirspor kullanılarak pis bir şekilde bir üst lige çıkarılan malum takımın da ahımızı aldığı için gün yüzü göremeyeceğine inanıyorum.

Fırat Ateş dedi ki...

Hepimizin bildiği gibi, Demirspor'un kendi kökleri diye üzerinde durduğumuz paradigmanın dağılışı seksenli yılların ortalarına doğru başladı. Bu sarsıntılı dönüşümün hemen akabinde, -yani doksanlı yılların ilk yarısı diyelim- Demirspor Aytaç Durak fenomeniyle tanıştı, -ta ki içinde bulunduğumuz yıllara kadar- Ancak bu paradigma da artık dağılmaya başlamanın eşiğinde gibi görünüyor.

Bundan sonrasında neler olur, Demirspor hangi yörüngede yoluna devam eder, bu soruların zaman içinde mutlaka cevapları bulunmalı. Aksi halde Aytaç Durak fenomeninden kurtulmuş fakat yörüngesi olmayan bir göktaşını andıran haliyle Demirspor, yakın zamanda oluşacak yeni dengelerde kendine nasıl yer açacak, kendi kökleriyle barışık bir şekilde mi yönetilecek veya bir önceki dönem gibi yine birilerinin esaretinde onlarca yıl daha mı yerinde sayacak, bunların hepsi belirsizliğini koruyan fakat öznel müdahalelere de açık konulardır.

Son söz yerine;
Son yirmi küsür yılda Aytaç Durak ve onun gibi irili ufaklı isimler bu kulüp üzerinden bir dolu iş çevirmiş olabilir, doğrudur da.

Fakat onlar gibileri bu camiadan kovmasını ve hesap sorulmasını her fırsatta dile getirmiş bir oluşum olarak Ankara Tayfası, bundan sonrasında da Demirspor'a musallat olan asalaklara, bu camiayı dar etmesini bilecektir!..