Ana içeriğe atla

TSYD Kupası


Ankara'da oynananın haricinde memleketimizde uzun zamandır TSYD Kupaları oynanmıyor. Gerekçeler genel olarak rekabetin geldiği noktada - şiddet- düğümleniyor. İstanbullu'ların her yaptığını-icadını kendimize almak zorunda mıyız? Ya da şöyle söylemek gerek belki, İstanbul'un tüm kötü yönlerini almak zorunda mıyız? Elbette tribün şiddetini İstanbul'a mal etmek, genellemek doğru değil ama memlekette her şeyin lokomotifi olanlar, hem iyiliklerin hem de kötülüklerin en başat mümessili oluyorlar.

Bizdeki TSYD organizasyonunun gerçekleşmemesinin gerekçesi de bu olsa gerek. Bana göre ise şehirde zaten basın adına bir şey kalmadı ya, o yüzden TSYD Kupası oynanmıyor. Uyduda Doğu Karadeniz'in neredeyse her köyünün bir kanalı varken ve 3 milyonluk şehrin bir tane bile kanalı yokken biz neyin spor yazarlarından/medyasından bahsedebiliriz ki? Yerel gazeteler sanki sadece seçim zamanları paylarına düşecek yağlı lokmaları kapmak için hayatlarına devam etmek zorunda gibi. Basın, mazlumun yanında olduğu ölçüde bir şey ifade eder halbuki. Yazılı basında, atılan her başlıkta bir yerlerden gelecek payelerin yolu gözleniyor. Adana'nın gerçek sorunları hakkında ne zaman soru sorulacak acaba? Mesela, metro yaslandığı direkten ayrıldı mı, durakların arasını kaç dakikada alıyor?

İçeriği zaten geçtim, bu beyinlerden, bu anlayıştan milletin yanında olmasını beklemek hayal. Şekil olarak da en dipteyiz. Baskı kaliteleri yerlerde, resimlerin feri sönmüş. Kullanılan dil anlam ve imla hatalarıyla dolu. "Kimse bu haberleri baskıdan önce okumuyor mu yahu?" diye sorası geliyor insanın.

Yani, bu memelekette artık TSYD Kupası oynanmasına gerek yoktur. Eskiyi hatırlayan, sezon öncelerinin bu güzel buluşmalarını özlemle ananlar artık anmasınlar efendim. Ne zaman ki bu şehirde basın - medya tekrar Adanalı'ların ve doğruların tarafına geçer, o zaman bu kupanın da bir anlamı olur.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Fenerbahçe: 4 - Adana Demirspor: 2

 Yine hakemin hatalı kararlarının damga vurduğu maçta sezonun ilk yenilgisini aldık. Aleyhimize verilen yanlış penaltı, lehimize önce verilip sonra yanlış ofsayt kararı ile verilmeyen penaltı, rakip oyuncuya gösterilmeyen kartlarla birlikte iyi oynadığımız maçtan puan alamadık. Deplasman takımı gibi oynayarak hızlı hücumlarla ilk yarıda farkı ikiye çıkaran rakibe karşı ev sahibi gibi oynadık; iyi top yaptık, ilk dakikalardaki baskıyı iyi kırdık. İlk yarıda bir gol bulabilsek skor farklı olabilirdi. Yine de 3-0'dan sonra oyundan kopmayıp skoru 3-2'ye getirmek başarıydı. Tek kaleye döndürdüğümüz maç son dakikalardaki kırmızı kart ve 4. golle tamamlandı. Fenerbahçe'nin bu sene iyi yaptığı kolay skor bulma işini, zaten aksayan defansımızla durdurmamız kolay olmadı. Ligin en iyi top oynayan takımını izlemek için tribüne koşan Fenerbahçeliler, müthiş bir deplasman tribünü görerek evlerine döndüler; hafta içi maçta taraftarımız gece 1'e kadar tribünde bekletildi. Hafta içi bir

Altay: 1 - Adana Demirspor: 3

 Ne bir skorla harika bir deplasman galibiyeti! Alt sıramızdaki rakibe geçit vermemek kadar bir yandan da uzun süredir Altay'a karşı devam eden şansızlığımızın kırılması açısından süper! Yıllardır Süper Lig deyince aklımıza gelen son maç/son yenilgi ile hafızamızda yer eden Altay, 1. lig maceramızda canımızı sıkmaya devam etmişti. Geçen sezon iki maçta da yenilmiştik. Galibiyetin bu açılardan da çeşitli anlamları var. Aslında ilk yarıda kopabilecek maç, ikinci yarının başında yenen golle can sıkıcı bir hale geldi ama arka arkaya bulduğumuz iki golle rahatladık. Yunus yine kilidi açan vuruşla üçüncü golüne ulaşırken, Assambalonga ligte 5'ledi; Akintola da geçe sezonki performansını hatırlatan güzel bir vuruşla ikinci golünü attı.  Takım kolay gol yemezse bir şekilde maç içinde toparlamayı başarıyor. Bir kez daha ilk golü attığımız maçta puan aldık. Alttaki takımların yenilmesiyle beraber ligin orta sıralarına daha güvenle tutunmaya başladık. 

Hajduk Split, Strum Graz...ve Livorno

Adana Futbolu kitabında kısaca bahsetmiştik. Adana Demirspor, taa '50'li yıllarda Adana'da Avrupalı takımları misafir etmiş, kendi de eski kıtaya misafir edilmişti. Hajduk Split, Strum Graz, Beogradski bunlardan bir kaçıydı... Hajduk'un uzun süredir gol yememesiyle ünlü kalecisi Beara, Met Ahmet'in şutuyla avlanmıştı. Yine Uluslararası Demiryolları Futbol Şampiyonası için karma ekipler, Adana seyircisinin önünde boy göstermişti. Demirspor da Yugoslavya, Bulgaristan, Almanya, İran ve Suriye gibi ülkelere maçlar yapmaya gitmiş ve orada Türk Futbolu'nu temsilen bulunmuştu. O yıllarda yabancı ekiplerle oynanan maçların ne kadar nadir olduğunu, ulaşım ve iletişim imkanlarının sınırlılığını hayıtlayacak olursak, ne kadar büyük bir işe imza atıldığı daha net ortaya çıkar. Adanaspor'un 1981'de UEFA Kupası'nda oynadığı son maçtan beri, Adana'ya milli takımlar haricinde ilk kez Avrupalı bir ekip geliyor. İtalya Seria A'dan, gönlümüze yakın, Livorno. İ