Ana içeriğe atla

Bittii...


Sevgili Vertumnus benden önce davranmış ve yazıyı bloga girmiş.Çok mutlu oldum.Ayrıca annem babam dahil ilk arayıp tebrik eden Vertumnus oldu sağolsun :)
Benim de Tıp Fakültesi yazarken ilginç bir hikayem olmuştu,onu da paylaşmak istedim.

Küçüklüğümden beri kolay yoldan para kazanmanın hayalini kurmuşumdur.Çalışmak, çok yorulmak hep uzak gelmiştir.
Bu yüzden ÖSS'de iyi bir puan alıp güzel bir üniversitede işletme okumak istemiştim. Her türlü cinliğe kafam basan ben-cinin oğlu :)- tercihler yapılırken de ODTÜ İşletme yazmış, tercih formunu okula teslim etmiştim.

Ancak aile baskısı ve çevremdeki insanların üzüntüsü sebebiyle dayanamayıp tercih formlarının tam ÖSYM'ye teslim edileceği gün formu geri almış ve Tıp Fakülteklerini sırayla yazmıştım.

Tıp fakültelerinden birisi gelecekti;ama hangisi gelecekti bilmiyordum.Derken Ankara oldu.
Bir yanda işletme bir yanda Tıp,birbiriyle zıt iki kutup.Ve son anda verilen bir karar ile hayatımda dönüm noktası...Sonradan öğrendim ki okuluma da sonuncu girmişim :)O kadar yalvarıp gel birlikte okuyalım dediğim arkadaşlarımdan birisi yazmış olsa idi İstanbul'da olacaktım. Şu an buralarda bunları yazmıyor olacaktım.Kader işte...

Derken yıllar birbirini kovaladı ve daha dün gibi gözümün önüne gelen kayıt gününden 6 yıl geçti.
Bugün sabah okulumdan mezun olmuş ve Dr. ünavını almış bulunuyorum :)
Çok şükür kazasız belasız uzatmadan bitti.
İyi ki Ankara kazanmışım, iyi ki bir bütün olmuşuz.

Yorumlar

Anonim dedi ki…
Sevgili Togepy,
Senin adına çok sevindim, Tayfa adına üzüldüm. İnşallah çok yoğun olacak olan iş hayatında yazılarını ihmal etmezsin. Demirspor'un senin gibi Demirsporlulara ihtiyacı var. Gözlerinden öper (Çünkü senin ağabeyin sayılacak yaştayım-50) , bir ömür boyu herşeyin gönlünce olmasını dilerim. Süper Li,ge yükseldiğimizde de hiç bir mazeret olmadan şampiyonluk yazını bekliyoruz.

Merih Güvenç

Bu blogdaki popüler yayınlar

Ben Bunu Hak Ettim...

Bugüne kadar yazdığım en zor yazılardan biri bu.  Yanımda küçücük iki çocuk vardı maçta, sevdim onları öptüm. Hatta babası yorulmuştu da aldım onu omzuma maçı bir süre birlikte izledik. O esnada çocuğun nasıl heyecanlandığını gördüm. Bacakları kasılıyordu, boynumun sıkıştığını hissettim. Sonra bağırdı ve akabinde ellerini vücudunu titreme alacak kadar sıktı. Bu çocuk sanırım 4,5-5 yaşlarındaydı. Tam benim kızımın yaşlarında. İşte o anda aslında anlamalıydım hak ettiğimi bu belayı. Çünkü ben de çocuklarımı bu acıya götürüyorum. Onlar acıya doğru yürürken, ben her Demirspor deyişlerinde mutlu oluyorum. Her mavi-lacivert deyişlerinde mutlu oluyorum. Onlar da bana başarı videosu gönderiyorlar.   Ben böyle bir babayım işte. Çocuklarının bu tür videolarına bakıp, duygulanan mutlu olan bir babayım. Onlara mavili, armalı kıyafetler alıp ellerimle uçuruma götüren bir babayım. Tabi ki Allah belamı verecek.  Kendi isteğim dışında görev yerim değiştirildi. Ailem paramparça oldu. Ta

"akrep gibisin kardeşim"

Son birkaç gündür yaşanan transfer krizine dair bir şey demek istemiyordum ama en son Başkan'ın "ben gidiyorum o zaman" restine karşı artık bir ses çıkarayım dedim. Ama Başkan'a diyecek bir şey yok. Onun hali tavrı belliydi zaten; para bende istediğimi yaparım, istediğimi getiririm-götürürüm, kimseye hesap vermem... Daha önce, "ben olmasam Yenice'nin ötesine gidemezsiniz" diyenlerin 2020-2021 versiyonu. Aynı kafa, aynı sonuç. Ben gidiyorum der, gider; kalıyorum der, kalır. Memleketin hali bu.  Sorun, menajerin biriyle takımı oyuncağa çeviren bu tutumu "büyüksün Başkan" diye koşulsuz alkışlamaktı. T akımın imajını yerle bir ederken,  Tanju'su, Anderson'u, harcadığı bir ton parayla bir yanda da taraftara posta koymasını görmezden gelenlerde asıl sorun. Başarı istiyoruz diye ses çıkarmadık, kısık sesle konuştuk, dışarıya karşı da savunduk.  Taraftar her zaman doğruyu söylemiyor olabilir ama Demirspor taraftar olmadan başka tek adam takımla

Yeni Sezon Başlıyor

2020-2021 sezonu bizim için bugün başlıyor. Geçen sezon hem alışık olduğumuz hem alışmaktan bıktığımız duyguları yaşadık. Son haftalarda yükselen ivmeyle ilk ikiye girip, beklenmedik bir beraberlikle play-offa kalmamız, sonra finale çıkıp yine son anda hayalkırıklığına düştüğümüz, umutlanıp kahrolduğumuz günler... 2008'ten beri yazdığımız bu blogta, başarıdan ziyade hep üzüntülerden bahsettik. Başarıya gidecek yolun kendimizce güzergahını anlatmaya çalışarak... Yıllar önce çok az kişinin dillendirdiği o noktalar, neredeyse şimdi herkesin fikir birliği ettiği konular oldu. Ama buna rağmen başarı gelmeyince de artık sinirler iyice geriliyor.  Sezon sonunda TFF'nin garabet kararları ile yine tartışmalı günler geçirdik. Düşmenin kaldırılması saçmalığıyla 21 takımlı hale gelen Süper Lig'e play-off finalisti Demirspor alınmalı mıydı? 3. tamamladığımız lig performansı, ligin en çok gol atan takımı olmak, penaltılarla kaybettiğimiz play-off finali gibi  pek çok nesnel gösterge, ill