4 Nisan 2009

Camp Nou, Bernabeu..

Milli takımın 2010 dünya kupasındaki rakipleri belli olmadan “bir deplasmana gidelim” fikri ortaya atılmıştı. Rakipler belli olduğunda coğrafi olarak en uzak ama mantıklı düşününce en yakın deplasmandı, İspanya.
Uçak biletlerini aldıktan sonra artık geri dönüş yoktu. 21 Mart Cumartesi Madrid’e, gece otobüs yolculuğuyla da 22 Mart’ta Barselona’ya varıldı.
Barselona göz kamaştırıcı bir şehir. Gaudi’nin mimarisi şehre damgasını vurmuş. Las Ramblas, Sagrada Familia, Casa Mila, Casa Battle, Kolomb kulesi, Park Güell, tapaslar, paella, sangria ve tabi ki Camp Nou. Futbolsever tabiriyle “hacı olduk” diyebilirim. Yüz bin seyirciyi bir arada görmek etkileyiciydi. Ancak Camp Nou bizde hayal kırıklığı yarattı. Tribünlerin yüzde sekseninin üstü açıktı, en üst katta izleyince rakım farkından dolayı soğuktan donduk. Camp Nou’nun merdivenlerinden çıkarken göze hitap etmeyen beton yığını ile karşılaşıp şaşırıyorsunuz. Gaudi yaşasaydı “bitmeyen kilise Sagrada Familia”yı bitirmeden önce Camp Nou’ya el atardı, sanırım.
On dakika bile bağıran bir tribün grubu yoktu. Bir tane davul gördük, ara sıra yüz bin kişi kendi marşlarını söylüyorlardı, o kadar. Altı tane gol oldu,











Messi’nin golünü görmek şans oldu. Tarihi eserleri, meydanları, sokaklardan binalara taşan heykel sanatı. Hepsine rağmen İstanbul kadar tarihsel zenginlik yok elbette, ama turizmi ve insanları önemseyen yöneticileri var. Barselona’nın trafik girmeyen meydanlarını gezerken aklıma hangi partinin Kazlıçeşme tarlasında, hangisinin Çağlayan döner kavşağında miting yapacağı geldi, meydan kültürsüzlüğümüze hayıflandım.
Ölmeden görülmeli Barselona; Camp Nou şart değil ama yüz bin kişiyle Barcelona FC izlenmeli.
Sevilla Meral’in en sevdiği şehir oldu, benim için de öyleydi. Erguvan kokuları, çiçekler sokaklara sinmişti. Granada yerine Al Hambra sarayı demek yeterli. Sanırım bir mart cumasında yirmi bin turist geziyordu Al Hambra’yı, on iki buçuk euro ödeyerek.
Milli maç günü Madrid’e geldik. Madrid, Barselona kadar turistik değil. Belki de son günlere gelmenin yorgunluğuyla böyle düşünüyorum.













Algıda seçicilik demeyin ama en dikkat çekici güzelliklerden birisi mini etekli kızların sokaklarda hiç kimse tarafından rahatsız edilmeden, laf atılmadan rahatça yürüyebilmesiydi. Bir diğeri ise yüzlerce Türk’ün Madrid’in en merkezi meydanı olan Puerta Del Sol’da toplanıp tezahürat yapmasına, sokaklardaki yüzlerce Türk milli formalı insana kimsenin bir şey söylememesi, birlikte aynı metroyla Bernabeu’ya giderken en ufak bir olay olmamasıydı.
Mavi lacivert formalı veya atkılı yedi kişiydik, maç günü hiçbir yerde milli forma ve atkı bulamadım. Bernabeu tribünlerine yürüyen merdivenlerle çıkılıyor, tribünlerin tamamı kapalı, ayrıca üstten ısıtma sistemiyle taraftarın zatürre olmaması için çaba harcanıyor. Camp Nou’dan beş gömlek daha iyi. Yenseydik her şey daha güzel olacaktı.
Güzel anılarla ve gideceklere rehberlik edebilecek kadar bilgiyle döndük İspanya’dan.
Darısı Mondiali Antirazzistiye..

4 yorum:

kebabman dedi ki...

Keske Barselona'ya gitmisken Olimpiyat Stadinin oldugu tepeye cikip,kraliyet sarayinin onunden muzik esliginde dans ettirilen fiskiyeli havuzlarin gorsel guzelligi ile Barselona'yi tepeden seyretmis ve gun batisina sahit olmus olsaydiniz.

Barselona'da beni en cok etkileyen sey bu gosteri ve tepe manzarasi olmustu.

http://www.flickr.com/photos/sefik_akkurt/2675779574/in/set-72157606207432492/

Sizi oralarda yalniz biraktigim icin kusuruma bakmayin.Gecerli mazeretlerim vardi.

disconnectus erectus dedi ki...

Keyifle okudum, eline sağlık... Evet, darısı anti-razisti'ye!

Jose Marti dedi ki...

bende hayıflandım şimdi oraya gitmemiş oluşumuza. bizi yalnız bırakmadın şefik abi, darda kaldığımızda yanımızdaydın..
anti-razisti sarmaya başladı zihinleri, hayırlısı diyelim..

geyik1940 dedi ki...

Küçük bir düzeltme: Elhamra'ya giriş 12 euro idi.