Ana içeriğe atla

Passoligin Amacı Görünenden Farklı Mı?

Pass, yani geçiş. Liglere geçiş kartı passolig. Bir taraftarı sevdası ile buluşturmak için peyda olmuş bir aracı. Uygulamaya konulması sürecinde yoğun tartışmalara konu olan, ülkemizde zaten yeterince oturmamış taraftarlık kavramına ciddi darbe vurduğu ise kesin olan bir uygulama.

Fayda maliyet analizini daha önce yapmıştık. O nedenle bunun tartışmasına tekrar girmeyeceğiz. Bugün söyleyeceğimiz şey, uygulamanın uygulanmamasına dair.

Bu uygulama tribündeki bir yanlışı düzeltme taahhüdü ile getirildi. Neydi o taahhüt? Artık tribünde aşırılık yapan kendi aşırılığından sorumlu olacak.

Önceden nasıldı, tribünde olaylar çıkardı, edebi ile maç izleyen insanlar da sahanın kapatılması nedeni ile cezalandırılırdı. Devlet bunu gördü ve dedi ki;

-Ver bakalım bana TCKN'ni.
-Ver bakalım fotoğrafını.

Artık ben maça kim gelmiş bileceğim. Koydu önümüze emniyet görevlilerini. Ellerinde video kaydedici bizi kayıt altına aldılar. Yetmedi tribünlerin muhtelif yerlerine kamera yerleştirdiler.

Bu uygulamalara fişleme diye karşı çıkanlar oldu. Bu konuları da tartıştık. Detayına girmeyeceğim. Ama devletin kayıtlarına resmi kanallardan girdiğimiz kesin artık. 

Devlet, bu uygulamasını devrettiği kuruluş eliyle bizden para da aldı. Maç bileti dışında deli dumrul parası diyorum ben buna. Passolig aktifleştirme bedeli adı altında 450.000 TL ödedi Demirspor taraftarı. (yaklaşık 30.000 kart sahibiyiz kişi başı 15 TL) Bunun yaklaşık 150.000 TL'si Demirspor'a aktarıldı. Ama 300.000 TL'yi sevdasına ödemedi Demirspor taraftarı. Hizmet bedeli olarak başkalarının cebine verdi.

Şimdi bir taraftar olarak ne beklemeliyiz. Adı üzerinde HİZMET bedeli. Madem ben bu bedeli ödüyorum, devlet olarak sen de bu hizmeti karşılayacaksın.

Nedir hizmet olarak istediğimiz peki? Devletin asli görevini yerine getirmesidir. Ben para ödemesem dahi yapmak zorunda olduğu şeydir. HUKUKU UYGULAMAK.

Bugün hukukun kıyısından köşesinden geçmiş en okumamış insan dahi bilir. Suç ve ceza bireyseldir. Bu evrensel bir ilkedir. Kimseye işlemediği suçtan dolayı bir ceza verilemez. 

Peki devlet ne yapıyor? Elinde benim resmim var, benim TCKN'm var. Benim kamera kaydım var. Kasanda da benim param var. O halde çıkıp tespit edeceksin, tribünde aşırılık yapan ile yapmayanı ayıracaksın. Ne demek tribün kapatmak. Devletin suç işlemeyen adamı cezalandırma yetkisi ne zamandan beri var?

Peki devlet bunu yapmazsa ne olur? Devlet bunu yapmamakla insanları açık söylüyorum anarşiye sevk etmektedir. Ben yanımdaki küfür eden, koltuk kıran adamla kavga etmezsem, onu dövmezsem (gücüm yeterse) haftaya onun yüzünden maçı izleyemeyeceğim. O halde ben o adamı döveyim. Devlet taraftardan bunu mu istiyor. E adam koltuk kırdığına göre zaten beni döver. Ben efendi adamım. O zaman devlet kurallarına uyan taraftarın dayak yemesini istiyor.

Böyle düzen olabilir mi? Böyle saçmalık olabilir mi?

Bir uygulama geliştiriyorsanız takipçisi olacaksınız. Takip etmiyorsanız, amacınız Demirspor'un taraftarının vermek zorunda kaldığı paraya göz dikmekmiş diye itham edilirsiniz. Vatandaşı devletle karşı karşıya devlet getirmemeli. Bu kadar net. 

Şimdi Şimşekler Grubu isyan ediyor. Şimdi Şimşekler Grubu diyor ki olacaklardan bundan sonra biz sorumluyuz. 

Acaba devlet gerçekten bunu istemiş olabilir mi? Bundan şüphe duymaya başlıyorum artık. Muhaliftir, değildir tartışılır ama muhalif olarak bilinen tribünler ile muhalif olarak bilinmeyen tribünler için zaten her yanı dökülen hukuk kuralları farklı mı uygulanıyor bu ülkede? Muhalif olarak bilinen tribünlerin önüne hep yanlı kararlar verdiği iddia edilen hakemler mi çıkarılacak bu ülkede? Aslında amaç futbolu sahada değil, sokakta kendi kurallarınızla oynayın demek mi? Taraftarı tribünden anarşiye mi çekmek istiyorsunuz? Bu yolla da belli tribünleri ve dolayısı ile tribün kültürünü bitirmek mi asıl amacınız? Bu nasıl bir akıl tutulmasıdır? Bu nasıl bir ayıptır?

Uygulamasını takip etmeyenlerin, umursamayanların ayıbıdır bu. 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Beşiktaş: 3 - Adana Demirspor: 3

 Demirspor bu; her an her şey mümkün. Oyuncular değişse de hem dibe vurup hem son saniyeye kadar heyecan yaşatmak geleneği değişmiyor.  İstanbul'da İnönü'de 3-0'dan maç çevirmek büyük iş. Takımın gerçek gücünü gösterdiği, belki de sezona merhaba dediğimiz maç oldu... Balotelli beklediğimiz patlamayı yaptı; İstanbul' da olması tesadüf değil. İlk yarıda acemice hatalar, Sinan ve Ferhat'ın dağılması, rakibin dalga dalga gelişini durduramamak can sıktı. Aslında kötü değildik ama rakip çok iyi başladı. İkinci yarı başında 3. Golü de yiyince moraller bozuldu. Ama işte Demirspor bu! Yaptı yapacağını... Rakibin oyuncu değişikliklerini lehimize çevirdik. 60. Dakikadan sonra Vargas ve Balotelli'nin şutları son dakikaya kadar umudu taşıdı. Assombalonga'nın dokunuşuyla 1 puana uzandık. Tebrikler, teşekkürler takım; devamı gelsin... 

Hajduk Split, Strum Graz...ve Livorno

Adana Futbolu kitabında kısaca bahsetmiştik. Adana Demirspor, taa '50'li yıllarda Adana'da Avrupalı takımları misafir etmiş, kendi de eski kıtaya misafir edilmişti. Hajduk Split, Strum Graz, Beogradski bunlardan bir kaçıydı... Hajduk'un uzun süredir gol yememesiyle ünlü kalecisi Beara, Met Ahmet'in şutuyla avlanmıştı. Yine Uluslararası Demiryolları Futbol Şampiyonası için karma ekipler, Adana seyircisinin önünde boy göstermişti. Demirspor da Yugoslavya, Bulgaristan, Almanya, İran ve Suriye gibi ülkelere maçlar yapmaya gitmiş ve orada Türk Futbolu'nu temsilen bulunmuştu. O yıllarda yabancı ekiplerle oynanan maçların ne kadar nadir olduğunu, ulaşım ve iletişim imkanlarının sınırlılığını hayıtlayacak olursak, ne kadar büyük bir işe imza atıldığı daha net ortaya çıkar. Adanaspor'un 1981'de UEFA Kupası'nda oynadığı son maçtan beri, Adana'ya milli takımlar haricinde ilk kez Avrupalı bir ekip geliyor. İtalya Seria A'dan, gönlümüze yakın, Livorno. İ

Karagümrük: 4 - Adana Demirspor: 0

 Kötü başladığımız lige daha da kötüye giderek devam ediyoruz. Çok net bir yenilgiyle gerçeğin tokatını yedik: Sorun Samet Aybaba'da değildi.  Balotelli'yi kontrol altında tutsun diye gelen İtalyan hoca, 15 günde takımı daha iyi hale getirmek yerine tamamen dağıtmış. Çok kötü bir oyunla farklı bir yenilgi aldık ve umarım bu alınan yanlış kararların geri dönüşü için bir dönüm noktası olur. Bir kişinin keyfiyle takım yönetilmez!