Ana içeriğe atla

Mavi Lacivert Yaşamak - 7

Merve’nin pası “al da at cinsinden” bir pas. Teşekkür ediyorum ve bu pası zevkle alıyorum…

Takım, sportif başarı olarak ortada yoksa, gazetelerin spor sayfalarında 20 yıldır ancak nohut kadar bir yer işgal ediyorsa burada şu an ne yapıyoruz? Geri yazmayacağına emin olduğumuz bir sevgiliye mektuplar yazıyoruz. Yazdığımız mektupları birbirimize okuyoruz, gülümsüyoruz. Okuyup birbirimizin omzuna dokunuyoruz; “ne güzel yazmışsın”… Bir duygu ağı kurmuşuz arkadaşlar, büyüyen, büyümeye niyeti ve azmi olan bir ağ. Merkezinde “aldatmayan tek sevdam” dediğimiz mavi alevden bir çekirdek. Ne mutlu bana, böyle insanlar var etrafımda. Ne mutlu sizlere, yıl olmuş 2014,hala sevdiğine mektup yazan antika çocuklarsınız. Üstelik müzmin romantik arkadaşlarsınız, ilaçlarınızı düzenli olarak alsanız da iyileşmeyecek türden ince bir hastalığınız var. Geçmiş olsun…

-o-

Adana Demirspor, hayatımın en zor günlerinden birisinin sebeplerinden birisi olmuştu. 2004 sonu veya 2005 başıydı. Yavuz ile birlikte Gazi Üniversitesi Hastanesi’ne gittik.1977 – 1981 arası bizde oynayan Paşa lakaplı Hüseyin Çelik hastaydı. Hastalığı ilerlemişti, kurtulamayacaktı.

Odanın olduğu kata çıktık. Eşi ile odasının önünde biraz konuştuk. Gayemiz Adana’dan getirdiğimiz selamları, bir de Adana Demirspor atkısını vermekti. Bolca da moral elbette… “Başaracaksın Paşa abi”, “Adana’ya geleceksin , eski dostları göreceksin”, “ayağa kalkacaksın abi, bize o günleri anlatacaksın”… Aklımızda bunları mı söylemek vardı, ne vardı, bunların hepsini eşi ile konuşurken unuttum. Eşi az ama öz konuştu:

“Lütfen, çok rica ediyorum. Eskilerden bahsetmeyin. Çok duygulanıyor, üzülüyor. Çok üzülüyor hatırlayınca…”

Ah ablam… Bizi incitmemek için kelimeleri özenle seçen asil ablam… Hiç üzer miyiz Paşa’yı, seni? Yavuz bana “sen gir” dedi, ya da “ben tek gireyim” dedim, hatırlamıyorum.

Sırtı kapıya dönük, sol yanına uzanmış. Saçları kır, sık ama çokça kır. Oda loş, gözlerini zor seçtim. Belki de zor baktım. Belki de bakmaktan korktum. Gözlerimi gözleriyle dağlar, gözlerimi her kapattığımda onun gözleri aklıma gelir diye korktum. Bir yabancı olarak onu rahatsız etmekten korktum. Alelacele birkaç cümle edip atkıyı bırakıp çıktım.

Ben o odada ölümden korktum.

Dışarı çıktım. Konuşamıyorum.

Yavuz bir şeyler soruyor, Paşa’nın eşi bana bakıyor. Ağlayacağım. Bir bıraksam salya sümük ağlayacağım. Ama ablam üzülür, çok üzülür, ne hakkım var buna? Sıktım kendimi, sıktım, soru sordular.

Cevap veremedim. Ağzım eğrildi, resmen eğrildi. Boğazımda bir yumruk nefesimi, sesimi tıkıyor. Tek tek kelimeler çıkıyor, zorla, iğrenç bir ses tonuyla.

Çok şükür Yavuz anladı halimi, “tamam” dedi, “tamam boşver”.

Paşa’yı orada bıraktık. Son bir vedaydı bu. 2005 mayısında kaybettik.

Belki de bu ziyaret Demirspor’un da bir gün kaybolabileceğini düşündürttü bana. Eğer biz sahip çıkmazsak, araştırmazsak, yazmazsak hiçbir şey kalmayacaktı geleceğe. Hala da böyle düşünüyorum. Biz yapmazsak kimse yapmaz.

Evet, biraz üzücü bir hatıramı aktardım ama insanların, hepimizin ölümlü olduğunu, geleceğe ancak yaptıklarımızın kalacağını hatırlatmak istedim. Unutmayalım ki Demirspor son 20 yıldır taraftarının koyduğu inisiyatif ile yaşatılıyor. Demirspor’u yaşatmak konusunda mücadele veren tüm arkadaşlarıma başarılar ve kolaylıklar dilerim.

Bende söz bitti. Uzun oldu, sabredip okuyanlara teşekkürler. Pasımı tekrar Ankara dışına, Ateş ailesine gönderiyorum. Ne de olsa Tayfa demek büyük bir aile demek. Onlar da pası tekrar Ankara'ya gönderirler. Herkes hazır olsun, pas illa ki gelecektir. Kimse şahsi oynamaz ki burada.

Sevgili Meral Doğan Ateş ve sevgili Fırat Ateş , neredesiniz? Yakalayın bakalım...

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Sezon Değerlendirmesi-II

 Oyuncular üzerinden bu sezona bakacak olursak, öncelikle yaz transferlerinde ses getiren Balotelli ve Belhanda ikilisinden başlamak gerekli sanırım.  Balotelli bütün tacizlere, önyargılara ve maç içinde hakemlerin veya rakip oyuncuların kışkırtmalarına rağmen verimli bir sezon geçirdi. Son haftadaki patlamasıyla beraber hem takımı hem ligin en golcü oyuncularından oldu. 18 lig ve 1 kupa golüyle iyi bir performans sergiledi. Golleri dışında da atakları yönlendirmesi, şut tehdidi ve rakip savunmayı yıpratmasıyla iyi bir forvetin yapması gerekenleri büyük oranda yaptı. Ama Malatya maçında olduğu gibi çok pozisyon kaçırdığı maçlarda da canımızı sıktı.  Belhanda ile ilgili duygularımı önceki yazılarda belirtmiştim. En son GS maçındaki yaptıklarıyla iyice gözümüzden düştü. Transfer olduğunda 10 gole ulaşsa yeter diye düşünüyordum; çok uzak kaldı o beklentiden. Onun dışında maç içindeki pas tercihleri, istikrarsızlığı ile bu sezonun en büyük hayal kırıklığı oldu diyebilirim. Benzer şekilde A

Adana Demirspor: 3 - Sivasspor: 0

Geçen sezonun tersine bu yıl süper bir başlangıç yaptık; üçer gollü, iki de iki. Geçen sezon Giresun'a karşı deplasmanda, Sivas'a da içeride can sıkıntısı yenilgiler almıştık. Onları da düşününce ayrı bir güzellik oldu... Böylece ilk kez Süper Lig'e iki galibiyetle başlamış olduk. Pazartesi maçlarıyla kesinleşecek olsa da yine ilk kez Süper Lig'te birinci sırayı gördük.  Takım cumartesi akşamı makine gibi çalıştı. Oyunu sürklase etti. Genelde sezon başı klişelerinden olan "henüz takım oturmadı/hazır değiliz" mazereti bu sene bize uğramamış oldu. Aynı teknik adam ve tamamen değişmemiş kadronun bunda payı büyük. Vargas'ın yokluğunda 11'e yerleşen Belhanda şansını iyi kullanıyor. Onyekuru-Akintola ile desteklenmiş hücum hattı iyi işliyor. Genelde maçlarda gol yeriz ama bu kez rakibe kaleyi kapattık, o açıdan da iyi bir performans oldu.  Geçen sezondaki çıtayı yukarı taşımak için mücadeleye devam!

Fenerbahçe: 4 - Adana Demirspor: 2

 Yine hakemin hatalı kararlarının damga vurduğu maçta sezonun ilk yenilgisini aldık. Aleyhimize verilen yanlış penaltı, lehimize önce verilip sonra yanlış ofsayt kararı ile verilmeyen penaltı, rakip oyuncuya gösterilmeyen kartlarla birlikte iyi oynadığımız maçtan puan alamadık. Deplasman takımı gibi oynayarak hızlı hücumlarla ilk yarıda farkı ikiye çıkaran rakibe karşı ev sahibi gibi oynadık; iyi top yaptık, ilk dakikalardaki baskıyı iyi kırdık. İlk yarıda bir gol bulabilsek skor farklı olabilirdi. Yine de 3-0'dan sonra oyundan kopmayıp skoru 3-2'ye getirmek başarıydı. Tek kaleye döndürdüğümüz maç son dakikalardaki kırmızı kart ve 4. golle tamamlandı. Fenerbahçe'nin bu sene iyi yaptığı kolay skor bulma işini, zaten aksayan defansımızla durdurmamız kolay olmadı. Ligin en iyi top oynayan takımını izlemek için tribüne koşan Fenerbahçeliler, müthiş bir deplasman tribünü görerek evlerine döndüler; hafta içi maçta taraftarımız gece 1'e kadar tribünde bekletildi. Hafta içi bir