Ana içeriğe atla

Eleştiriler ve Grup

Forzache Uğur Ali Yıldırım arkadaşımızın yazısı:

Evet bunca yazılan çizilen şeyin çoğunu okudum. Çoğu eleştiriyor ama çoğu gerçekçi değil. Şimşekler Grubundan bahsediyorum ve bir maç etrafında hıncını çıkaranlardan. 

Öncelikle hiç kimsenin olmadığı gibi Şimşekler Grubu ve Liderleri de eleştirilmez değildir.Eleştirilebilir.Eleştirmek için siz ne yaptınız meselesini geçeceğim.Birincisi dün Şimşekler Grubunu bırakın tüm tribünler iyi değildi. Bu bir gerçek ve bunu yapılan yazılı açıklamada da kabul etti zaten grup; ancak dün yazıyla dile getirilen "Grup artık bitmişten tutun da, siz gidin bakan karşılayın'a" kadar hepsi maçın kızgınlığı ile yazılmış kolay dile gelen ama hiç bir yapıcı ya da mantıklı yönü bulunmayan eleştiriler.

Grup artık bitmiştirden başlayalım. Ne bitmiştir, Tribüncülük denilen şey su mudur ki dökülsün, bitsin. Tribüncülük bir yaşam tarzıdır ve onları birileri oraya getirmez. Birileri onlarla beraber hareket eder. İnişli çıkışlı günler olur ve ülkemizde o grubun destekçileri tribün liderlerinin bu hareketlerini genelde eleştiremez, sorgulayamaz ya da serzenişte bulunamaz. Bir çok tribünde ve sitelerinde şunları duydum "bizim dışımızda hiç kimse bu statta barınamaz" "reislerin dedikleri olur" "gruba girmek şöyledir böyledir" ve hatta bizzat Ankara'da başka bir takımın maçını izlerken tribünde yalnızca maç izlemek için orada bulunan ve tribünde çok bir iddiası olmayan seyircilerin gırtlağına çöküldüğünü, zoraki tezahürat yapması için tartaklandığını bile gördüm.

Ben Şimşekler Grubu'ndan böyle bir şeye rastlamadım ki 8 senedir grubun içinde statta bulunurum. Bunun 4 senesi üniversite yıllarımda orada olmamdan dolayı daha etkin geçmiştir. Kimsenin boğazına çöküldüğünü görmedim ki zaten insanın içinden gelmeli tezahürat. Tribünün önde gelenleri kimseyi tartaklamaya çalışmadı, İstanbul takımının formasını giyip kuzey kale arkasına gelenlere serzenişten öte bir tavır ya da saldırı yapıldığını görmedim. Hatta Adanaspor formalı ufak çocukların "hişt geç lan kenara" diye uyarılmasından başka bir muameleye şahit olmadıklarını da gördüm. Harbiden kenara geçip maçı izlediler.
Zannedersem Adem Tel imzalı bir forum yazısında,( adanademirspor.com'da "HAKLI DEĞİLSİN ABİ" başlığını bile hatırlıyorum) toplantılarda ya da forumda konuşulan bir konu hakkında eleştirilere açık olunduğunu ve her denileni kabul etmemelerini ve haksız buldukları yerde söylemeleri gerektiğini yazıyordu.
Maça gelemeyen hiç kimse eleştirilmedi ya da "niye gelmedin?" diye hesaba çekilmedi. 

Gelgelelim Milliyetçi Şimşekler denen sosyal medya oluşumuna. Kendilerinin kim olduğu beni çok ilgilendirmemekle beraber bu sosyal medyadan başka hiç bir yerde göremediğimiz oluşumun, sadece grubun değil taraftarın da benimsediği beste, marş ve pankartların içerdiği gelenek ve duruştan gereksizce (çünkü demirspor taraftarı maça gelenleri görüşüne ya da başka birşeye göre ayırmamıştır) rahatsız olan kişilerce tepkiden kaynaklanan bir refleks ile doğduğunu tahmin ediyorum. 
Bu çok önemli değil daha önce bir takım tepki gruplaşmaları oldu ama Demirspor menfaati gözetilerek halloldu. 
Yalnız dün yapılan istifa çağrısı çok komik geldi açıkçası bana. Grubun bir ara tepki olarak Maratona geçtiğini bile (Aytaç Durak dönemi) hatırlamayacak olanlar, şimdi biz maratondaydık teslim olundu bunun sorumlusu bunlardı vs. gibi şeyler yazdı. Bu yazıyı yazanların Şimşekler Grubu facebook hesabında yorumları, fotoğraf olarak duruyor, ama benim attığım yorumları hemen silme gereği duymuşlar. Neden? Harala gürele "lan oraları alır mıyız, bize yar olur mu bu tribün" diye heveslenip yazı yazmak gayet kolay bence. Ancak bu bir süreç işidir. Tribün ele geçirilmez, şekillendirilir ve bu tribüne gönül koymakla olur. Bu özveriyi görenler de "Adananın gururu" diye tezahürat yapar. Ve gruba yönelik her türlü gerekli gereksiz, mantıklı mantıksız eleştiri hala yorumlar kısmında barınıyor. Çünkü grup bunları silme gereği duymuyor.

Maç satıldı, grup bunu biliyordu sustu falan meselesi de komik geliyor ve çürük bir sataşmadan ileri gidemiyor. Aytaç Durak döneminde Adanaspor'la aynı yükselme grubunda iken maçın verildiğini (ki Aytaç Durak bunu kabul etti) ve bu yüzden takımdan Aytaç Durak'ın gitmesi gerektiğini Durak olayı kabullenmeden yıllar önce en yüksek sesle dillendiren bu gruptu.

İşte tüm bunlar (bence) aslında taraftarın sezon başından bu yana biriken öfkesinden kaynaklanıyor. Kimi galeyana geldi kimi fırsat yakalamaya çalıştı. Ben Şimşekler Grubu'nun avukatı falan değilim ki buna ihtiyaç yok. Grubun her dediğini savunan bir sözcü de değilim ki bu blogdaki yazılarımı biraz okuduysanız bilirsiniz (örneği Yücel İldiz meselesi). Grup daha önce de her şeyin sorumlusu olarak görülüp eleştiri aldı, ama benim bildiğim hata varsa reddedilmedi ve düzeltilmeye çalışıldı. Demirspor taraftarı olarak bence herkes üzerine düşeni yapmalı, elbette eleştirmeli ve bu eleştirilerini direk Grubun liderlerine dahi iletilmeli. Nasıl ulaşılacağını herkes biliyor sanırım. Yeter ki prim yapmak için ya da mantıksızca olmasın.

Uğur-forzache kardeşiniz...

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Ben Bunu Hak Ettim...

Bugüne kadar yazdığım en zor yazılardan biri bu.  Yanımda küçücük iki çocuk vardı maçta, sevdim onları öptüm. Hatta babası yorulmuştu da aldım onu omzuma maçı bir süre birlikte izledik. O esnada çocuğun nasıl heyecanlandığını gördüm. Bacakları kasılıyordu, boynumun sıkıştığını hissettim. Sonra bağırdı ve akabinde ellerini vücudunu titreme alacak kadar sıktı. Bu çocuk sanırım 4,5-5 yaşlarındaydı. Tam benim kızımın yaşlarında. İşte o anda aslında anlamalıydım hak ettiğimi bu belayı. Çünkü ben de çocuklarımı bu acıya götürüyorum. Onlar acıya doğru yürürken, ben her Demirspor deyişlerinde mutlu oluyorum. Her mavi-lacivert deyişlerinde mutlu oluyorum. Onlar da bana başarı videosu gönderiyorlar.   Ben böyle bir babayım işte. Çocuklarının bu tür videolarına bakıp, duygulanan mutlu olan bir babayım. Onlara mavili, armalı kıyafetler alıp ellerimle uçuruma götüren bir babayım. Tabi ki Allah belamı verecek.  Kendi isteğim dışında görev yerim değiştirildi. Ailem paramparça oldu. Ta

"akrep gibisin kardeşim"

Son birkaç gündür yaşanan transfer krizine dair bir şey demek istemiyordum ama en son Başkan'ın "ben gidiyorum o zaman" restine karşı artık bir ses çıkarayım dedim. Ama Başkan'a diyecek bir şey yok. Onun hali tavrı belliydi zaten; para bende istediğimi yaparım, istediğimi getiririm-götürürüm, kimseye hesap vermem... Daha önce, "ben olmasam Yenice'nin ötesine gidemezsiniz" diyenlerin 2020-2021 versiyonu. Aynı kafa, aynı sonuç. Ben gidiyorum der, gider; kalıyorum der, kalır. Memleketin hali bu.  Sorun, menajerin biriyle takımı oyuncağa çeviren bu tutumu "büyüksün Başkan" diye koşulsuz alkışlamaktı. T akımın imajını yerle bir ederken,  Tanju'su, Anderson'u, harcadığı bir ton parayla bir yanda da taraftara posta koymasını görmezden gelenlerde asıl sorun. Başarı istiyoruz diye ses çıkarmadık, kısık sesle konuştuk, dışarıya karşı da savunduk.  Taraftar her zaman doğruyu söylemiyor olabilir ama Demirspor taraftar olmadan başka tek adam takımla

Hajduk Split, Strum Graz...ve Livorno

Adana Futbolu kitabında kısaca bahsetmiştik. Adana Demirspor, taa '50'li yıllarda Adana'da Avrupalı takımları misafir etmiş, kendi de eski kıtaya misafir edilmişti. Hajduk Split, Strum Graz, Beogradski bunlardan bir kaçıydı... Hajduk'un uzun süredir gol yememesiyle ünlü kalecisi Beara, Met Ahmet'in şutuyla avlanmıştı. Yine Uluslararası Demiryolları Futbol Şampiyonası için karma ekipler, Adana seyircisinin önünde boy göstermişti. Demirspor da Yugoslavya, Bulgaristan, Almanya, İran ve Suriye gibi ülkelere maçlar yapmaya gitmiş ve orada Türk Futbolu'nu temsilen bulunmuştu. O yıllarda yabancı ekiplerle oynanan maçların ne kadar nadir olduğunu, ulaşım ve iletişim imkanlarının sınırlılığını hayıtlayacak olursak, ne kadar büyük bir işe imza atıldığı daha net ortaya çıkar. Adanaspor'un 1981'de UEFA Kupası'nda oynadığı son maçtan beri, Adana'ya milli takımlar haricinde ilk kez Avrupalı bir ekip geliyor. İtalya Seria A'dan, gönlümüze yakın, Livorno. İ