Ana içeriğe atla

Verilen Aranın Ardından

Milli maç nedeniyle bizim ligimize de ara verildi ve takımımızdan, futboldan uzak kaldık bu hafta sonu. İyi tarafından bakalım; camia krizin durumunu/vehametini anlamamız açısından biraz soluklanmamız iyi oldu. Daha önce söylediğim, "tribündeki bölünmüşlük Demirspor'a zarar verecek" görüşünün arkasındayım. Somut olarak Rize maçındaki gerginlikler bunu açıkça ortaya koydu. Özellikle maraton tribününde, yönetim istifa tepkisini bastırmak için özel olarak oraya yerleştirildiği belli kişiler ortamı terörize etti. Grubun tribün desteği vermemesi ve yönetim istifa çağrısı; kapalının bir bölümünde Ads-Der'in tek başına tezahürat yapması yaşanan ayrımı net biçimde gösterdi. Ads-Der yetkilileri maç sonrasında biz yönetimi değil takımımızı destekliyoruz açıklaması yaptı.

Yönetimin tribünde yaşananlara karşı sessiz kalması da cabası... Birileri gelip Adana Demirspor taraftarına saldırırken, tüm stat yönetim istifa diye inlerken olan bitene karşı takınılan bu tavır, yönetimin basiretsizliğinin göstergesidir. Yönetim, Adana Demirspor'un gerçek sahibi olan taraftarının tavrı ve yaşadıkları hakkında kayıtsız kalamaz. Bu kayıtsızlık akla soru işaretlerini getiriyor: Örneğin, maratonda yaşananlar yönetimin içindeki kimi karanlık isimler tarafından mı organize edildi? Hepimizin bildiği gibi yönetimimiz "militer hareketin" içinden gelmiş isimlere de ev sahipliği yapıyor!

Geçen hafta çeşitli sitelerde çıkan yazılarda bu bölünmüşlüğün verdiği zarara dair tespitler ve bu gerginliğin giderilmesi noktasında çağrılar yapıldı. Bu çağrıları olumlu buluyorum. Tribündeki bölünmüşlüğün giderilmesi için adımlar atılması gerekiyor. Bu adımların ilki, açıkça görüldüğü üzere hiçbir meşruiyeti olmayan, taraftarı bölen ve Demirspor'un asli gücü olan tribününe zarar veren bu yönetimin acilen istifa etmesidir. Kamptaki futbolcuları kaçan, takımı kuran teknik direktörü ligin 1 gün öncesinde istifa eden, para-pul meselelerinde hiçbir somut adımı olmayan bu yönetimin Demirspor'a fayda getirmeyeceği açık.

Ancak yönetimin istifa etmesi mucize yaratmayacak. Aynı isimlerin yeni bir yönetim oluşturmasını da engellemek gerekiyor. Çünkü yıllardır olan bu. Demirspor dönüp dolaşıp aynı isimlerin güdümünde kalan, küçük olsun bizim olsun zihniyetinin bir tezahürü haline geldi. Bizim 3-4 yıldır savunduğumuz ve yazdığımız bu düşüncelerin, şimdi geniş çevrelerde yankı bulması bizi memnun ediyor. Ancak bu sözlerin daha fazla söyleniyor olması henüz gerçekliği değiştirebilmiş değil.

"Yönetim istifa" çağrılarının doğru yönetildiğini, etkili bir şekilde sürdürüldüğünü düşünmüyorum. Sadece yönetim istifa demek, sadece 'Önder Gökoğlu' yönetiminin gidişini ve başka bir ismin gelmesini kurtarıcı gibi göstermek doğru değil. Lig başlamadan önce yeni açıklamalarla sürecin geldiği yeni aşama ortaya konmalıydı. Belki de her maç öncesi bu açıklamalar güncellenmeli.

Öte yandan Rize maçındaki tepkilerin güçlü olsa da etkili olmadığını görüyoruz. Hatta takımı desteklemek/yönetimi desteklemek ekseninde yeni ayrımlar doğuyor. Bu süreci doğru yönetememek, yeni manevralarla savımızı güçlendirmemek durumunda, "takıma zarar veriyorsunuz" eleştirileri ile karşılaşmak mümkün. Hatta bu sesler gittikçe yükseliyor. Bu noktada takımın başarısı, yönetimin başarısı olarak mı algılanacak sorusu akla geliyor. Geçen sezon sonunda takım şampiyon olsa bile kimse bunun Gökoğlu'nun başarısı olduğunu düşünmüyordu. Bence takıma destekle yönetime eleştiri hattını birlikte yürütüp, istifa çağrısını yükseltmek ama takımın başarısının önüne koymamak gerekiyor.

Yönetimin istifa etmesini istemek, bu blogun yazarları için yeni bir durum değil; çünkü mesele Önder, Mehmet, Selahattin sorunu değil, daha derin bir yerlerde. Biz Bekir Çınar'ın bir dönemi hariç neredeyse tüm yönetimlerle mesafeli olduk. Kişisel olarak ben eleştirilerin, taleplerin net bir şekilde iletilmesi için bu mesafenin gerekli olduğunu düşündüm. Yönetime etki etmek, ne sadece yazarak ne de sadece doğrudan temasla oluyor. İkisi arasında bir denge tutturmak gerekli. Bugüne kadar bu dengeyi çok iyi kurduğumuzu söyleyemeyiz. Hem kamuoyu yaratacak hem de kamuoyunun sesini yönetime doğrudan duyuracak kanallara ihtiyaç var.

Verilen aranın ardından, Demirspor tribünlerinin yaz boyunca yaşadığı krizi atlatamadığını, yeni kriz noktaları doğduğunu söylemek mümkün. Bugüne kadarki gücümüz tribünün bütünlüğünden geliyordu. Sahada yenilsek de tribünde yenilmiyorduk. Şimdi yarı sessizlik, yarı tepki, yarı destek- ne olduğu belirsiz bir hatta doğru ilerliyoruz.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Ben Bunu Hak Ettim...

Bugüne kadar yazdığım en zor yazılardan biri bu.  Yanımda küçücük iki çocuk vardı maçta, sevdim onları öptüm. Hatta babası yorulmuştu da aldım onu omzuma maçı bir süre birlikte izledik. O esnada çocuğun nasıl heyecanlandığını gördüm. Bacakları kasılıyordu, boynumun sıkıştığını hissettim. Sonra bağırdı ve akabinde ellerini vücudunu titreme alacak kadar sıktı. Bu çocuk sanırım 4,5-5 yaşlarındaydı. Tam benim kızımın yaşlarında. İşte o anda aslında anlamalıydım hak ettiğimi bu belayı. Çünkü ben de çocuklarımı bu acıya götürüyorum. Onlar acıya doğru yürürken, ben her Demirspor deyişlerinde mutlu oluyorum. Her mavi-lacivert deyişlerinde mutlu oluyorum. Onlar da bana başarı videosu gönderiyorlar.   Ben böyle bir babayım işte. Çocuklarının bu tür videolarına bakıp, duygulanan mutlu olan bir babayım. Onlara mavili, armalı kıyafetler alıp ellerimle uçuruma götüren bir babayım. Tabi ki Allah belamı verecek.  Kendi isteğim dışında görev yerim değiştirildi. Ailem paramparça oldu. Ta

"akrep gibisin kardeşim"

Son birkaç gündür yaşanan transfer krizine dair bir şey demek istemiyordum ama en son Başkan'ın "ben gidiyorum o zaman" restine karşı artık bir ses çıkarayım dedim. Ama Başkan'a diyecek bir şey yok. Onun hali tavrı belliydi zaten; para bende istediğimi yaparım, istediğimi getiririm-götürürüm, kimseye hesap vermem... Daha önce, "ben olmasam Yenice'nin ötesine gidemezsiniz" diyenlerin 2020-2021 versiyonu. Aynı kafa, aynı sonuç. Ben gidiyorum der, gider; kalıyorum der, kalır. Memleketin hali bu.  Sorun, menajerin biriyle takımı oyuncağa çeviren bu tutumu "büyüksün Başkan" diye koşulsuz alkışlamaktı. T akımın imajını yerle bir ederken,  Tanju'su, Anderson'u, harcadığı bir ton parayla bir yanda da taraftara posta koymasını görmezden gelenlerde asıl sorun. Başarı istiyoruz diye ses çıkarmadık, kısık sesle konuştuk, dışarıya karşı da savunduk.  Taraftar her zaman doğruyu söylemiyor olabilir ama Demirspor taraftar olmadan başka tek adam takımla

Hajduk Split, Strum Graz...ve Livorno

Adana Futbolu kitabında kısaca bahsetmiştik. Adana Demirspor, taa '50'li yıllarda Adana'da Avrupalı takımları misafir etmiş, kendi de eski kıtaya misafir edilmişti. Hajduk Split, Strum Graz, Beogradski bunlardan bir kaçıydı... Hajduk'un uzun süredir gol yememesiyle ünlü kalecisi Beara, Met Ahmet'in şutuyla avlanmıştı. Yine Uluslararası Demiryolları Futbol Şampiyonası için karma ekipler, Adana seyircisinin önünde boy göstermişti. Demirspor da Yugoslavya, Bulgaristan, Almanya, İran ve Suriye gibi ülkelere maçlar yapmaya gitmiş ve orada Türk Futbolu'nu temsilen bulunmuştu. O yıllarda yabancı ekiplerle oynanan maçların ne kadar nadir olduğunu, ulaşım ve iletişim imkanlarının sınırlılığını hayıtlayacak olursak, ne kadar büyük bir işe imza atıldığı daha net ortaya çıkar. Adanaspor'un 1981'de UEFA Kupası'nda oynadığı son maçtan beri, Adana'ya milli takımlar haricinde ilk kez Avrupalı bir ekip geliyor. İtalya Seria A'dan, gönlümüze yakın, Livorno. İ