Ana içeriğe atla

Topa son dokunan...


"Pele is good, Maradona is better, George BEST"

Futbol dünyasında en yalnız adamın hep kaleciler olduğu söylenir. Bir bakıma doğrudur da. Kaleciler, futbol sahasındaki en tek başına adamlardır. Tabii "Golcüler"den sonra. Golcü futbol sahasında herşeyle mücadele etmek zorundaki adamdır; hem defansla hem kaleciyle, hem kendi arkadaşları ile, hem antrenörle, hem hakemle, hem yöneticiyle hemde taraftarla sürekli mücadele halindedir. Gol atmaz sorun olur, gol atar sorun olur. Gol atıp sevinir sorun olur, sevinmez sorun olur. Her hareketinden mana çıkarılır ancak hiç düşünülmez "O"nun da herkes kadar insan olduğu.

Buraya kadar anlattığım herşey aslında tüm futbolcular için geçerli olan şeylerdir. Geçerliliği olan cümleler olsalar da "taraftar" denen güruh için çok geçerli değildirler. Şöyle ki; taraftar her zaman, uçakla seyahat eden bir "first class" yolcusu gibi davranır, her daim çilekle şampanyayı beraber ister. Ancak bazen taraftara da "çilekle şampanyanın" her zaman bir arada olmadığını hatırlatmak lazım. Bu hatırlatma kendimize bile olsa.

"Olmuyorsa olmuyor" mantığı ile hareket etmek veya konuşmak değil derdim. Tek derdim biraz fazla romantik olmamamızda. George Best gibi oyuncu istiyoruz ancak aynı adamdan Bobby Charlton profesyonelliği istemeye benziyor tavrımız.

"Futbolun James Dean'i" veya uzun siyah saçları, yakışıklılığıyla "Beşinci Beatle" lakablarını alan Best için bu şöhret; kumar, kadınlara olan aşırı tutku ve alkolizm arasında gidip gelmeye başladı. 1970'lerin başından itibaren futbolculuk kariyeri düşüşe geçen Best hakkında kendisinin de zaman zaman dile getirdiği ve yine 1970'lerin başında yaşadığı bir hikâye şu şekilde anlatılır: Lüks otelde kahvaltı servisi için odasına giren garson, George Best'i o seneki dünya güzeliyle yatakta, büyük bir şişe şampanya ve kumardan kazanılmış binlerce pound içinde görür, fakat sorar "Hata neredeydi, George?".

Bir de ben sorayım "Hata neredeydi, arkadaşlar? Yoksa sürekli hata aramasak olmaz mı?" Saygılar...

Yorumlar

yavuzy dedi ki…
uzun süre sonra bir serdanka yazısı; keyifle okudum. saygılar bizden...

best demişki, "servetimin yüzde95'ini kadınlara ve içkiye harcadım; gerisini ise çarçur ettim." helal olsun paşama.
Adsız dedi ki…
George Best'ten incilere devam, "Bir keresinde alkol ve seksi tamamen bırakmıştım; hayatımın en sıkıcı yirmi dakikasıydı..." Devam, "Doktorlar, alkol ve sigarayı bırakmazsam bir daha asla futbol oynayamayacağımı söylediler; ben de futbolu bıraktım..." :))

Bakmayın şimdi Best gibi efsaneleri saygıyla andığımıza. Bu günlerde onun yeteneğinde bir oyuncu yapsa bunları, eleştirinin hasını yaparız. "Ölüp te badem gözlü olmak" diyelim bu duruma...

kebabkolik...
Adsız dedi ki…
Düzeltme...

Yukarıdaki mesajımda yazdığım ikinci cümle Johann Cruyff a ait. Tereddütteydim. Araştırdım, Cruyff'a aitmiş...

kebabkolik
MiTo1940 dedi ki…
Hata arayanlar bir yerlerde hata yapanlardır..!

Bu blogdaki popüler yayınlar

Ben Bunu Hak Ettim...

Bugüne kadar yazdığım en zor yazılardan biri bu.  Yanımda küçücük iki çocuk vardı maçta, sevdim onları öptüm. Hatta babası yorulmuştu da aldım onu omzuma maçı bir süre birlikte izledik. O esnada çocuğun nasıl heyecanlandığını gördüm. Bacakları kasılıyordu, boynumun sıkıştığını hissettim. Sonra bağırdı ve akabinde ellerini vücudunu titreme alacak kadar sıktı. Bu çocuk sanırım 4,5-5 yaşlarındaydı. Tam benim kızımın yaşlarında. İşte o anda aslında anlamalıydım hak ettiğimi bu belayı. Çünkü ben de çocuklarımı bu acıya götürüyorum. Onlar acıya doğru yürürken, ben her Demirspor deyişlerinde mutlu oluyorum. Her mavi-lacivert deyişlerinde mutlu oluyorum. Onlar da bana başarı videosu gönderiyorlar.   Ben böyle bir babayım işte. Çocuklarının bu tür videolarına bakıp, duygulanan mutlu olan bir babayım. Onlara mavili, armalı kıyafetler alıp ellerimle uçuruma götüren bir babayım. Tabi ki Allah belamı verecek.  Kendi isteğim dışında görev yerim değiştirildi. Ailem paramparça oldu. Ta

"akrep gibisin kardeşim"

Son birkaç gündür yaşanan transfer krizine dair bir şey demek istemiyordum ama en son Başkan'ın "ben gidiyorum o zaman" restine karşı artık bir ses çıkarayım dedim. Ama Başkan'a diyecek bir şey yok. Onun hali tavrı belliydi zaten; para bende istediğimi yaparım, istediğimi getiririm-götürürüm, kimseye hesap vermem... Daha önce, "ben olmasam Yenice'nin ötesine gidemezsiniz" diyenlerin 2020-2021 versiyonu. Aynı kafa, aynı sonuç. Ben gidiyorum der, gider; kalıyorum der, kalır. Memleketin hali bu.  Sorun, menajerin biriyle takımı oyuncağa çeviren bu tutumu "büyüksün Başkan" diye koşulsuz alkışlamaktı. T akımın imajını yerle bir ederken,  Tanju'su, Anderson'u, harcadığı bir ton parayla bir yanda da taraftara posta koymasını görmezden gelenlerde asıl sorun. Başarı istiyoruz diye ses çıkarmadık, kısık sesle konuştuk, dışarıya karşı da savunduk.  Taraftar her zaman doğruyu söylemiyor olabilir ama Demirspor taraftar olmadan başka tek adam takımla

Hajduk Split, Strum Graz...ve Livorno

Adana Futbolu kitabında kısaca bahsetmiştik. Adana Demirspor, taa '50'li yıllarda Adana'da Avrupalı takımları misafir etmiş, kendi de eski kıtaya misafir edilmişti. Hajduk Split, Strum Graz, Beogradski bunlardan bir kaçıydı... Hajduk'un uzun süredir gol yememesiyle ünlü kalecisi Beara, Met Ahmet'in şutuyla avlanmıştı. Yine Uluslararası Demiryolları Futbol Şampiyonası için karma ekipler, Adana seyircisinin önünde boy göstermişti. Demirspor da Yugoslavya, Bulgaristan, Almanya, İran ve Suriye gibi ülkelere maçlar yapmaya gitmiş ve orada Türk Futbolu'nu temsilen bulunmuştu. O yıllarda yabancı ekiplerle oynanan maçların ne kadar nadir olduğunu, ulaşım ve iletişim imkanlarının sınırlılığını hayıtlayacak olursak, ne kadar büyük bir işe imza atıldığı daha net ortaya çıkar. Adanaspor'un 1981'de UEFA Kupası'nda oynadığı son maçtan beri, Adana'ya milli takımlar haricinde ilk kez Avrupalı bir ekip geliyor. İtalya Seria A'dan, gönlümüze yakın, Livorno. İ