Ana içeriğe atla

Perşembe Konukları # 21 : Zifiri "Demiryolu Hikayeleri - 1" | Bölüm-2

--------------------------------------------------------------------------------
Geçen hafta 1. bölümünü yayınladığımız "Zifiri"ye ait Haydarpaşa yazısının bu hafta 2. ve son bölümünü yayınlıyoruz. Bu bölümde, Haydarpaşa'nın o kendine has dokusunun nasıl bozulmaya çalışıldığından bahsediyor sevgili Zifiri. Demiryolu kültürünün anıtlarından birisi olan Haydarpaşa'yı bize bırakılan korunması en önemli miraslardan birisi olarak görüyor. Sözü ona bırakıyor, yazılarının devamını diliyoruz.
--------------------------------------------------------------------------------

100 yıllık tarihi Haydarpaşa Garı, 2010 kültür başkenti İstanbul’un yeni parti mekânı artık. İlk olarak 2008 yılının son saatlerinde 2009 yılının ilk saatlerinde 2.000 TL bedelle yılbaşı kutlamasına izin verildi. Koskoca tarihi bina merdivenlerden girince bilet gişelerinin olduğu, yüksek tavanlı, süslemeli salon merdivenler ve garın iç kısmı tel örgü ihata duvarları ve siyah perdelerle kapatıldı. Gar Müdürlüğü makamının önüne seyyar wc’ler yerleştirildi ve parti gerçekleştirildi. Sanki o güzel esmer kadın kara çarşaflara sokuldu. Görüntü kirliliği, tarihsel mekanla uyumsuzluk, görgüsüzlük bir yana, yüksek desibelden yapılan müzik yayının yarattığı ses kirliliği ve binaya verdiği zarar...

İlk olarak II. Uluslararası Demiryolu Sempozyumu’nda amacı dışında yasalara aykırı olarak kamunun (yolcuların) kullanımına kapatılan Haydarpaşa Garı, artık tarihsel olayların ve endüstriyel işlevinin dışınca eğlence sektörünün sahnesi olarak kullandırılmaya başlandı. Ücreti bedeli özel organizasyon şirketlerine kiralanan Haydarpaşa Garı; “İstanbul kültür değerlerini halkla buluşturmak, farklı mekanlarda eğlence alternatifi sunmak, eğlence yerlerine yeni bir trend kazandırmak ve kamuya bir gelir kalemi sağlamak” amacıyla(!) kiralanıyor.

Start verildi, artık Haydarpaşa projesi için geri sayım başladı. Marmaray’ın devreye girmesiyle atıl hale gelecek tarihi Haydarpaşa Garı’nın da bulunduğu 1 milyon 300 bin metrekarelik alanı dönüştürecek 5 milyar dolarlık proje 2010 yılında ihaleye çıkacak. İhale yöntemi için TCDD Genel Müdürlüğü 2 ayrı alternatif hazırladı. Birinci alternatif, bir konsept proje hazırlanması ve bunun üzerinde ihaleye çıkılması. İkinci alternatif ise taliplilerin kendi projeleriyle ihaleye katılması olacak. Her iki durumda da ihaleye girecekler, projeyi gerçekleştirdikten sonra 49 yıl işletme yapacaklar.

Hicaz Demiryolunun, Berlin-Belgrat-Bağdat hattının bağlantı noktası; Haydarpaşa Garı halka(!) açılıyor. Devasa kapıları, muhteşem kuleleri, büyüleyici yüzlerce penceresi, mükemmel dış kaplaması, girişindeki güzel geniş merdivenleri ve onların hemen üzerinde çatısında bulunan güzel saati ile masallardan günümüze gelmiş gibi duran böylesine değerli bir tarihi anıt, İstanbul’un en güzel esmeri halka açılıyor.

Artık Haydarpaşa Garı’ndaki etkinliklerin biletleri Biletix’de satılıyor. Organizasyon şirketi tarafından bedeli ödenerek, 14 Şubat 2009 tarihinde “sevgililer günü” kutlaması için verilen partide Haydarpaşa Garı’nın adı; “Clup de Haydarpaşa” olarak seçiliyor. Organizasyon; erkeklere 50 lira, kızlara ücretsiz, ilk içki bedava. Ve insanın aklına Ulaştırma Bakanının “hızlı trene yolcunun ayağı alışın diye 1-2 ay tren beleş olmalı.” sözü geliyor. Organizasyon şirketi de öğüdü almış olmalı ki “kızların ayağı alışsın” diye ücretsiz yapıyor, üstelik ilk içki de beleş.

Gar Binası sanki bu durumu biliyor, hissediyor, Haydarpaşa Garı’nda artık bir terk edilmişlik var. Sanki tüm makinistler lokomotifleri dün getirip oraya bırakıp gitmişler kimse dokunmamış. Her gün trenlerin etrafında arı gibi çalışan temizlik yapan emekçiler, ellerinde telsizle “hoop dur” diyen makasçılar, yeni gelen treni karşılayan 3-5 sevgili veya yaşlı amca, hiç kimse yok gibi. İlk defa öyle terkedilmiş, lokomotif sesleri gelmiyor, bir de sis basmış, trenlerin geldikleri gibi bırakılmış, bu sefer her şey geldiği gibi.

Başlangıç ve bitiş... Kavuşma ve ayrılık... Mutluluk ve hüzün... Sevinç ve acı... ve umut... ve daha nice duygunun mekansal anlatımıdır Haydarpaşa. Yeri, duruşu, büyüklüğü, rengi ve dokusuyla bu duyguların vücut bulduğu gerçek bir mimari örneği, “yaşayan” bir yapıdır. Günümüzde böyle “yaşayan” ve “yaşadığını hissettiren” yapılar pek yok artık. Daha soğuk ve mesafeli duruşlar sergileyen, dışı başka görünüp içi bambaşka olan, anlamsız büyüklükleriyle insanı ezen ve ürküten yapılarla iç içe yaşıyoruz.

100 yıllık Haydarpaşa garı
100 yıllık “tarihi” bina
“Tarih” oluyor.

İstanbul’un en güzel esmer kadını
Artık, halka açılıyor.

Senelerdir içinde nice umutlar barındıran insanları taşıdı
Anadolu’dan, İstanbul’a.
Hayalleri olan, sevdaları olan.
Kimisi kayboluyor bu topraklarda, kimisi kazanıyor.
Umudunu yitirdiğin zaman bu soğuk duvarlarıma yaslan diyor.
Soğuk duvarları olan, taş bir bina.
Böyle bir bina, insanın içinde ki sıcaklığı, hüznü, sevinci nasıl anlayabilir?
Haydarpaşa anlıyor, biliyorum.
Bu devasa bina kavuşturduğu kadar ayırdığı insanları da anlıyor, Onların acılarına ortak oluyor.

Nasıl yapıyor bunu bilmiyorum.
Hissediyorum.


ZİFİRİ

Yorumlar

Onur BİÇER dedi ki…
Çok güzel bir yazı olmuş. Elinize, emeğinize sağlık.

Bu blogdaki popüler yayınlar

Ben Bunu Hak Ettim...

Bugüne kadar yazdığım en zor yazılardan biri bu.  Yanımda küçücük iki çocuk vardı maçta, sevdim onları öptüm. Hatta babası yorulmuştu da aldım onu omzuma maçı bir süre birlikte izledik. O esnada çocuğun nasıl heyecanlandığını gördüm. Bacakları kasılıyordu, boynumun sıkıştığını hissettim. Sonra bağırdı ve akabinde ellerini vücudunu titreme alacak kadar sıktı. Bu çocuk sanırım 4,5-5 yaşlarındaydı. Tam benim kızımın yaşlarında. İşte o anda aslında anlamalıydım hak ettiğimi bu belayı. Çünkü ben de çocuklarımı bu acıya götürüyorum. Onlar acıya doğru yürürken, ben her Demirspor deyişlerinde mutlu oluyorum. Her mavi-lacivert deyişlerinde mutlu oluyorum. Onlar da bana başarı videosu gönderiyorlar.   Ben böyle bir babayım işte. Çocuklarının bu tür videolarına bakıp, duygulanan mutlu olan bir babayım. Onlara mavili, armalı kıyafetler alıp ellerimle uçuruma götüren bir babayım. Tabi ki Allah belamı verecek.  Kendi isteğim dışında görev yerim değiştirildi. Ailem paramparça oldu. Ta

"akrep gibisin kardeşim"

Son birkaç gündür yaşanan transfer krizine dair bir şey demek istemiyordum ama en son Başkan'ın "ben gidiyorum o zaman" restine karşı artık bir ses çıkarayım dedim. Ama Başkan'a diyecek bir şey yok. Onun hali tavrı belliydi zaten; para bende istediğimi yaparım, istediğimi getiririm-götürürüm, kimseye hesap vermem... Daha önce, "ben olmasam Yenice'nin ötesine gidemezsiniz" diyenlerin 2020-2021 versiyonu. Aynı kafa, aynı sonuç. Ben gidiyorum der, gider; kalıyorum der, kalır. Memleketin hali bu.  Sorun, menajerin biriyle takımı oyuncağa çeviren bu tutumu "büyüksün Başkan" diye koşulsuz alkışlamaktı. T akımın imajını yerle bir ederken,  Tanju'su, Anderson'u, harcadığı bir ton parayla bir yanda da taraftara posta koymasını görmezden gelenlerde asıl sorun. Başarı istiyoruz diye ses çıkarmadık, kısık sesle konuştuk, dışarıya karşı da savunduk.  Taraftar her zaman doğruyu söylemiyor olabilir ama Demirspor taraftar olmadan başka tek adam takımla

Yeni Sezon Başlıyor

2020-2021 sezonu bizim için bugün başlıyor. Geçen sezon hem alışık olduğumuz hem alışmaktan bıktığımız duyguları yaşadık. Son haftalarda yükselen ivmeyle ilk ikiye girip, beklenmedik bir beraberlikle play-offa kalmamız, sonra finale çıkıp yine son anda hayalkırıklığına düştüğümüz, umutlanıp kahrolduğumuz günler... 2008'ten beri yazdığımız bu blogta, başarıdan ziyade hep üzüntülerden bahsettik. Başarıya gidecek yolun kendimizce güzergahını anlatmaya çalışarak... Yıllar önce çok az kişinin dillendirdiği o noktalar, neredeyse şimdi herkesin fikir birliği ettiği konular oldu. Ama buna rağmen başarı gelmeyince de artık sinirler iyice geriliyor.  Sezon sonunda TFF'nin garabet kararları ile yine tartışmalı günler geçirdik. Düşmenin kaldırılması saçmalığıyla 21 takımlı hale gelen Süper Lig'e play-off finalisti Demirspor alınmalı mıydı? 3. tamamladığımız lig performansı, ligin en çok gol atan takımı olmak, penaltılarla kaybettiğimiz play-off finali gibi  pek çok nesnel gösterge, ill