Ana içeriğe atla

Brezilyalıların Malatyası

Kiminin yaşı yetmez, kimi de çoktan unutmuştur... Brezilya'dan Malatya'ya kayısı yemek ya da Turgut Özal'ı ziyaret için değil top oyanamak için gelenleri... Benim de futbol merakına yeni başladığım zamanlar, Malatya'ya dair hatırladığım tek şey, sarı renkteki fileleri. Nedense o zamanlar filelere takmıştım; en sevdiğim: Ankara 19 Mayıs'ın kapkara ama dökümlü fileleri; gol olunca tam anlamıyla havalanan!

1988-89 sezonunda Malatyaspor'un o sarı renkteki filelerini bir Brezilyalı koruyordu: Carlos. Tek de değildi. 2 hemşehrisi daha gelmişti beraberinde. "Malatyaspor'un 3 Brezilyalısı", '80lerin sonunda tüm sıkıcılığı ve kısırlığıyla kendi kendine kavrulmaktan yağı falan kalmayan, dibi tutan vatkalı ve permalı memleket futboluna kısa süreli bir karnaval havası katmıştı.



Malatyaspor'un o dönemki "karanlık" başkanı tarafından bir çeşit mucize gibi sunulan ve ödenen inanılmaz meblağlar nedeniyle spor basınımızın da hemen üstüne atladığı bu Brezilyalılar'dan sadece kaleci Carlos uzun soluklu olmuştu. O dönem yine Türkiye'nin yolunu tutması şaşkınlıkla karşılanan, Alman milli takımının eski ve Fenerbahçe'nin yeni kalecisi Toni Schumacher'le sempatik bir ikili oluşturduklarını hatırlıyorum.

Tabii 30 yaşını geçmiş bu isimlerin, haritada yerini gösteremeyecekleri bir ülkeye "neden" ve "nasıl" geldikleri, bir yandan sır bir yandan da herkesin bildiği gerçekler olarak basınımıza parodi konusu olmuştu.



Lafı uzatmadan, şu uzun alıntıyla Malatyaspor'un Brezilyalıları'nı hatırlayalım:

"Malatyaspor, 1982 İspanya Dünya Kupası’nın yıldızları Eder Alexio De Assis ile aynı kadroda yer alan Serginho Bernardino ve 1978 Arjantin ve 82 Dünya Kupası’nda Brezilya’nın yedek, 1986 Meksika Dünya Kupası’nda as kalecisi olan Carlos Roberto Gallo’yu kadrosuna katmıştı. Bu oyuncuların alınışı o kadar büyük yankı uyandırmıştı ki, dönemin tek televizyon kanalı TRT, yayın akışında rastlanmadık biçimde transferleri ana haber bülteninden vermiş, iki oyuncuyu canlı yayına almış, Eder ve Serginho stüdyoda ayaklarıyla top sektirmişlerdi. Bu oyuncular 30lu yaşları aştıktan sonra gelmişlerdi ama, yine de gelişleri “olay” olmuştu.

Bu oyunculardan Eder’in 82’de Yeni Zelanda ve Sovyetler Birliği’ne uzaktan attığı iki füze gol hafızalardan silinmemişti. Serginho’nun Arjantin’e kafa golü bulunuyordu. Carlos ise 86 Dünya Kupası çeyrek finalinde penaltı atışları sırasında yaşadığı talihsiz anla hatırlanıyordu. O maça kadar gol yemeyen Carlos, tek golü Fransa futbolunun efsanevi ismi Michael Platini’den, sırtına çarpıp içeri giren topla yemişti.

Malatya'daki sezon açılışından bir gün önce şehirde şampiyon olunmuşçasına arabalarla turlar atıldı. Açılışta Malatya futbol tarihinde görülmedik bir kalabalık ve coşku vardı. Eder ve Serginho sezon açılışına katıldılar ve bu maçta 25 dakika sahada kaldılar. Eder’in kullandığı serbest atış kaleciden döndü, Serginho tamamlayıp golünü attı ve daha sonra ülkesine giden Eder, parasının ödenmemesini gerekçe gösterip, dönmedi. Carlos, daha sonra Malatya’ya geldi ve 2 sezon forma giydi. Serginho ise 1 sezon oynayabildi. İki futbolcunun iletişim sorunu yaşamaması için İstanbul’dan Portekizce bilen Berg Çubukçuyan isimli bir tercüman getirtildi."(http://www.turkeyforum.com/satforum/archive/index.php/t-323566.html)

Carlos Malatyaspor formasını ilk kez Adana'da, Ahmet Kahraman'ın jübile maçında Adanaspor karşısında giymiş ve maçın 22.saniyesinde yediği golle haber olmuş:



İki Brezilyalısıyla 15 gün sonra da Demirspor'un karşısına çıkan Malatyaspor, sahadan 2-1 galip ayrılmış. Bizim kalemizde de Jurkoviç var:



Doğu blokunun ötesine nadiren geçebilen yabancı skalamızda Brezilyalı futbolcu sahibi olmak, uzaylıların ziyarete gelmesi kadar şaşırtıcıydı. Bu şaşkınlığa Malatya üzerinden tanık olmamız, dönemin siyasi atmosferiyle ilişkili olsa da, sarsıntımızı artıran bir faktördü. Brezilyalılar'ın Malatyası da Malatya'nın Brezilyalıları da bir düştü. Malatyaspor'un şimdi içinde bulunduğu durum ise ancak bir karabasan olabilir.

Yorumlar

Jose Marti dedi ki…
Carlos daha sonra Brezilya milli takımına tekrar seçilmişti. Deplasmanda İngiltere'yi 1-0 yendikleri maçın kahramanıydı ve bir de penaltı kurtarmıştı.
Serginho'yu Fenerbahçe'ye Kadıköy'de 0-1 öne geçiren golü attıktan sonra korner bayrağı etrafında samba yaparken hatırlıyorum;6-1 yenilmişlerdi..
Alpaslan KUŞVURAN dedi ki…
O yıllarda Malatyasporun iyi bir kadrosu vardı. Zaten ligi iki kez 3.sırada bitirmeleri bunun bir göstergesi. Yalnız o yıl ki Başkan kimdi, "karanlık" nitelemesini aldığına göre aslında hangi yapıda birisi olduğunu kestirmek güç olmuyor. Nette biraz araştırdım ama kim olduğunu bulamadım.
Yalnız bu ifadeden sonra gözümün önünden geçmişten günümüze bazı kulüp başkanları geçti ve nedense "karanlık" ifadesini kullanacak kadar olmasa da zihnimde pek olumlu izlenimler bırakmadıklar.
Malatyaspor'u bir kenara bırakacak olursak, bir Demirsporlu olarak bugüne kadar "KARANLIK BAŞKAN" yakıştırmasına uyacak bir BAŞKANIMIZIN olmaması ne güzel değil mi:-))))
yavuzy dedi ki…
Malatyaspor'un başkanı, Nurettin Güven'di.

Başkan, 6-0'lık Galatasaray yenilgisi sonrası Milano'dan İstanbul'a gelerek, Suadiye Otel'de basın toplantısı yapmış. 5 Eylül 1988 tarihli Milliyet gazetesindeki sözleri şöyle:

"Fener, Schumacher'i getirdi. Kimse değrmenin suyu nereden geliyor demedi. Biz Brezilya'dan futbolcu getirince herkes üstümüze çullandı. (...) Türkiye'den birkaç şirketten reklam alacaktık. Ancak Nurettin Güven adı o kadar antipatik oldu ki şimdi kimse bizi kabul etmiyor. (...) Gerekirse sadece bir işaretimle Allah göstermesin Türkiye'de kıyamet kopar. Hiçbir gazeteyi yaşatmam. Basın benimle fazla uğraşırsa kaybeder. Gerekirse gazete çıkarırım. Basınla savaşa başlar, onların kirli çamaşırlarını dökerim. (...) Şerefim üzerine söylüyorum bu takımı şampiyon yapamazsam Malatya'ya ayakkabıcı olarak dönerim. Paraysa para, icraatsa icraat. Masabaşı oyunu ise masabaşı oyunu, hakem oyunu ise hakem oyunu. Kıssasa kıssasla cevap vereceğim."
Anonim dedi ki…
sanırım basına verilecek en güzel cevabı vermiş :)

Bu blogdaki popüler yayınlar

Ben Bunu Hak Ettim...

Bugüne kadar yazdığım en zor yazılardan biri bu.  Yanımda küçücük iki çocuk vardı maçta, sevdim onları öptüm. Hatta babası yorulmuştu da aldım onu omzuma maçı bir süre birlikte izledik. O esnada çocuğun nasıl heyecanlandığını gördüm. Bacakları kasılıyordu, boynumun sıkıştığını hissettim. Sonra bağırdı ve akabinde ellerini vücudunu titreme alacak kadar sıktı. Bu çocuk sanırım 4,5-5 yaşlarındaydı. Tam benim kızımın yaşlarında. İşte o anda aslında anlamalıydım hak ettiğimi bu belayı. Çünkü ben de çocuklarımı bu acıya götürüyorum. Onlar acıya doğru yürürken, ben her Demirspor deyişlerinde mutlu oluyorum. Her mavi-lacivert deyişlerinde mutlu oluyorum. Onlar da bana başarı videosu gönderiyorlar.   Ben böyle bir babayım işte. Çocuklarının bu tür videolarına bakıp, duygulanan mutlu olan bir babayım. Onlara mavili, armalı kıyafetler alıp ellerimle uçuruma götüren bir babayım. Tabi ki Allah belamı verecek.  Kendi isteğim dışında görev yerim değiştirildi. Ailem paramparça oldu. Ta

"akrep gibisin kardeşim"

Son birkaç gündür yaşanan transfer krizine dair bir şey demek istemiyordum ama en son Başkan'ın "ben gidiyorum o zaman" restine karşı artık bir ses çıkarayım dedim. Ama Başkan'a diyecek bir şey yok. Onun hali tavrı belliydi zaten; para bende istediğimi yaparım, istediğimi getiririm-götürürüm, kimseye hesap vermem... Daha önce, "ben olmasam Yenice'nin ötesine gidemezsiniz" diyenlerin 2020-2021 versiyonu. Aynı kafa, aynı sonuç. Ben gidiyorum der, gider; kalıyorum der, kalır. Memleketin hali bu.  Sorun, menajerin biriyle takımı oyuncağa çeviren bu tutumu "büyüksün Başkan" diye koşulsuz alkışlamaktı. T akımın imajını yerle bir ederken,  Tanju'su, Anderson'u, harcadığı bir ton parayla bir yanda da taraftara posta koymasını görmezden gelenlerde asıl sorun. Başarı istiyoruz diye ses çıkarmadık, kısık sesle konuştuk, dışarıya karşı da savunduk.  Taraftar her zaman doğruyu söylemiyor olabilir ama Demirspor taraftar olmadan başka tek adam takımla

İlk taşı günahsız olanınız atsın

 Bugüne kadar ülkede temiz kalan nadir bir şeyler varsa o da Demirspor'un yıllardır verdiği azimli mücadelesidir. Mayıs ayında hatırladığınız Demirspor, bugün de 3-0 kazanarak yola devam etti. Geçen yıl 70 gol barajını geçen takım bu yıl da 60'ı devirdi bir maç kala. Gidin İstanbul takımlarınızın derdine düşün! Ligin sonunda kendi takımlarınız iddiasını kaybedince Demirspor'u hatırlıyorsunuz. Defolun gidin buradan... Bugüne kadar Demirspor başkanları hiçbir zaman solcu olmadı. Ama hiçbir başkan Demirspor tribünün onayını almadan hareket edemedi, tribünün onayını almadan başkan olamadı. Olunca da kısa sürede istifa etti.  Demirspor tribünleri de biz solcuyuz demedi ama halkın, emeğin, ezilmişin yanında yer aldı. Emek verdi pankart yaptı, deplasmana koşturdu, takımını başarı için desteklemedi. Kendisine destek verene sahip çıktı.  Demirspor Süper Lig yolunda bir maç kala lider ve bunu sadece ama sadece kendi emeğiyle gerçekleştirdi. Şimdi ilk taşı günahsız olanınız atsın!