Ana içeriğe atla

AS Livorno Calcio



Hasret bitti ve şehrin asi çocukları yeni sezonun açılması ile birlikte sevgilisine kavuştu.Oynan güzel oyun ve net bir skorla galip gelinmesi de herkesi mutlu etti.
Urfa maçını geride bıraktıktan sonra da tabi ki gündemimizde uzun zamandır uğraş verdiğimiz, ''Acaba olur mu?'' diye hayaller kurduğumuz,ardından da ''yok canım, o kadar da değil'' dediğimiz Livorno maçı geldi çattı. HAyallerimiz gerçeğe dönüştü.

Aslında birçoğumuzun yakından tanıdığı, uğrunda forumların açıldığı ve şehir dışından başka takım taraftarlarınca organizasyonların yapılacağı AS Livorno Calcio'yu elimden geldiğince tanıtmak istedim.

İşe İtalyanlardan başlayalım. Akdeniz ülkesi olmasından ve ikliminin bizimki ile benzerlik göstermesinden dolayı Türklere çok benziyor bu İtalyanlar.Kuzey Avrupa ülkelerindeki gibi sarışın-mavi gözlü ya da Almanlardaki gibi Effenberg modunda kızıla çalan saçlar pek görmeyiz.Genelde bizler gibi kara kaşlı ve kara gözlüdürler.Bizler gibi konuşmayı, muhabbet etmeyi severler.Sıcak kanlıdırlar.
Futbol düşkünüdürler. Nerde bir top görseler direk futbol oynamaya başladıklarını duymuştum.Hatta uluslararası bir kongrede diğer ülke vatandaşları tenis, basketbol, golf gibi oyunlara yönelirken bir Türklerin bir de İtalyanların direk futbol topuna sarıldığını duymuştum.


Livorno şehri, İtalya'nın kuzeybatısında ''Tiren Denizi'' kıyısında bulunan bir liman kenti.Yaklaşık 200 bin nüfusu var.Daha önce Pisa kentine bağlı bir kasaba iken 1587 yılında ''Livorno Anayasası'' ile açık şehir halini almış. Bu anayasaya göre kim hangi ülke vatandaşı, ne suçu olursa olsun, dini ne olursa olsun buraya yerleştiğinde özgürce yaşama ve ticaret yapma hakkına sahip olmuş.Böylece bizim de tribünümüzde savunduğumuz ''kozmopolit'' tarzını kazanmış.İnsanların stadyumda, okulda ,diğer ortamlarda kendi görüşlerini bir kenara bırakamayacağını düşünürsek Livorno futbol takımının da bu görüşten farklı olmaması gayet doğal.




İtalyan kulübü 1915 yılında kurulmuş.Renkleri ''bordo-beyaz''. ASlında tam ismi ''Associazione Sportiva Livorno Calcio SrL '' Seria A'nın köklü takımı olmasına rağmen talihsiz bir şekilde düştüğü Seria B'de geçen yıl play off final maçında bizim 2 yıldır yapamadığımızı yapıp Brescia'yı eleyerek Seria A'ya tekrar yükseldi.
Lig başlayalı 2 hafta oldu ve sadece 1 beraberlikleri bulunuyor.

Maçlarını 1933 yılında kurulan ve 19.238 kişilik ''Stadio Armando Picchi'' de oynuyor.Total kapasitesi yaklaşık 20 bin olmasına rağmen UEFA standartları gereği kapasitesi düşürülmüş ve yaklaşık 15 bin kadar seyirci alınıyor.



Taraftarları oldukça ateşli ve ultras kültürünü benimsemiş olması,endustriyel futbola karşı duruşları,ırkçılık karşıtı görüşleri ve sosyal sorumluluklara önem vermesi açısından, halkın takımı imajında bizimle benzer diyebiliriz.''Brigate Autonome Livornesi'' isimli taraftar grupları var ve bizim gibi kapalı tribünün sol taraf kale arkasında duruyorlar.MEşale, pankart, sis bombası, kareografi...kısacası tribün adına her şey açısından oldukça renkli görüntüler oluşturuyorlar.Merdiven boşluklarının görülmemesi, sadece kafaların ve atkı-bayrakların görülmesi ise tam bir curva modu yaratıyor.





Şu anda takım kadrosunda en tanınan isim ise forvet hattında oynayan 99 numara sırt forması ile Cristiano Lucarelli.



Demirsor sahada olunca gazozuna da maç yapsa kazanmasını isterim.Eminim sahadaki birçok futbolcumuz da hayatında ilk defa böyle bir maça çıkıyordur.HAzırlık maçı da olsa kendisini en iyi şekilde göstermek isteyecektir.Maç sonucu ne olursa olsun tribünler açısından Türkiye'de ilk yaşanacak. Tam bir festival havasında geçecek günümüz. Türkiye'nin diğer tribünlerine ait insanları da aynı çatı altında göreceğiz.

Sağcı, solcu, aşağıda, yukarıda, zengin, fakir farketmez.Bizim maçımıza iki defa gelen adam ömür boyu Demirsporludur.Livorno bir kez daha Adana'ya gelirse Tüm Türkiye Demirsporlu olacak :)

Yorumlar

Adsız dedi ki…
Yaşasın dostluk, yaşasın barış, yaşasın kardeşlik. İyi ki Demirsporluyum.

Merih Güvenç
Adem Şahin dedi ki…
Bedelsiz 1 Duygudur Fiyakalı Duruştur DEMİRSPORLU Olmak ŞEREF ONUR GURURDUR.....
DexteR dedi ki…
AS LİVORNO CALCİO KAFİLESİ :

-Umberto Garfagnoli
-Rossano Bianchi
-Alessendro Bini
-Barbasso Lino
-Giovanni Vitali
-Dario Ristori (avukat)
-Cladio Nencioni (masör)
-Gianni Scappini (masör)
-Fabrizio Boccafogli (kaleci antrenörü)
-Michele Palmieri (kondisyoner)
-Gennaro Ruotolo (teknik direktör)
-Manlio Porcellini (doktor)
-Nelso Ricci (sportif direktör)
-Vittorio Russo (teknik direktör)
-Federico Dionisi (forvet)
-Alessendro Grandoni (defans)
-Nico Pulzetti (orta saha)
-Davide Marchini (orta saha)
-Romano Perticone (defans)
-Luigi Vitale (orta saha)
-Nelson Enrıque Lopez Rivas (defans)
-Martin Bergvold (orta saha)
-Dario Knezevic (defans)
-Davide Moro (orta saha)
-Antonio Filippini (orta saha)
-Alfanso De Lucio (kaleci)
-Francesco Benussi (kaleci)
-Gastan Andres Cellerino (forvet)
-Marcus Plinio Diniz (defans)
-Mirco Pieri (defans)
-Antonio Candreva (orta saha)
-Cristian Raimondi (orta saha)
-Francesco Tavano (forvet)
-Cristiano LUCARELLİ!!! (kaptan)

Livorno tam kadro geliyor arkadaşlar...

Bu blogdaki popüler yayınlar

Nesrin'in Hikayesi : "15 Saat 47 Dakika…Ve Toprak…"

Ön-Not: Nesrin Olgun Aslan’ın hikayesini yazmaya başladığımda kimi zaman soğuk bir suyun ve karanlığın içinde, kimi zaman sonunda varabildiğim bir kıyıda hissettim kendimi. Yazmaya devam ederken önce zor tutuyordum gözyaşlarımı, bir noktadan sonra akmaya başladı hepsi. Yazımı, ağlayarak bitirebildim ancak…Kendisinin web sitesinden (http://www.nesrinolgun.com) ve dönemin Hürriyet Londra Temsilcisi Faruk Zapçı’nın anılarından yararlandım, teşekkürlerimi sunuyorum…Çok uzatmadan, Nesrin’in Hikayesi’ne başlıyorum… 1964 Adana Yüzme havuzunun kenarında 7 yaşında kara kuru bir kız çocuğu duruyor. Havuzun içinde Adana Demirspor Kulübü yüzücüleri. Erkekler çoğunlukta. Küçük kız etrafına bakıyor. Sadece 4 kız çocuğu var. Nesrin, Adana Demirspor’un 4 kızından biri oluyor o gün…Giriyor havuza. 1973 – 1975 Adana Nesrin, 16 yaşında. Yüzüyor. 7 yaşında girdiği havuzdan, kısa mesafede 100’e yakın madalya ve şilt çıkartıyor. Kışları masa tenisi oynuyor, Türkiye 2.liği, Türkiye 3.lüğü var. 17 yaşında mar...

Tehlikeli Hareketler...

Mondiali den gelen güzel haberler içimizi açarken, yüzümüzden gülücüklerin eksilmemesi temennisi ile başlamak istiyorum yazıma.. Onur kardeşimin yazdığı "Mavi Lacivert, turuncu beyaz Adana" yazısını okumamdan çok kısa bir süre sonra, bir haber portalında rastladığım bir olayla irkildim.. "Bursasporlu taraftarlar, İstanbul takımlarının Bursa'da açtığı mağaza ve futbol okullarına tepki gösterdi" diye başlıyordu yazı , Atatürk stadı önünde yaklaşık 200 taraftarın toplanarak İstanbul takımlarının Futbol okullarını ve ürünlerini Bursa şehrinde görmek istemediklerini bir protesto eylemiyle açıkladıklarını bildiriyordu.. Bu grup adına açıklama yapan şahsı muhterem(!) ''Açık ve net olarak söylüyoruz. Bu son uyarımızdır. Bunun yanısıra, bu takımlara ait tanıtıcı ilanların asılmasına izin veren Bursa Büyükşehir Belediyesi ile mağazaların bulunduğu alışveriş merkezlerini de kınıyoruz'' diye de eklemiş .. Blogumuzda okuduğum bu yazının hemen ardından bu habe...

Ahmet Abi...

"O Deli, Kara Çocuk"* Ahmet Kaya; "mümkünse farzedin yaşamamıştır..." Rüzgârım ancak böyle büyük olabilirdi. Ama sen benim için hep kürkçü dükkânı oldun. Ne zaman rakı içmek istesem ya da elimde bir birayla Kadıköy'ün oradaki kayalıklarda otursam, sen vardın dilimde, hangi şarkın olursa olsun, fark etmedi ... Ahmet Kaya, bence Başım Belada albümünün kapağındaki fotoğraftan, dünyaya biraz kostak, az buçuk kibirle bakan, tehlikeli şiir okuyan bir adamdı. O fotoğrafta, üzerindeki palto, babamın uzun yıllar giydiği pal-toya handiyse aynı denecek kadar benziyordu. Hayata sataşan bir adamdı Kaya, tekinsiz... Başım Belada çıktığında yazdı. Çınarcık'a gidiyordum o yaz. Mavi Marmara vapurunun üst katında mavi tahta masalar ve sandalyeler vardı. Biraya başladığıma göre lisede olmalıyım. Tek başına, kirpikleri gölgeli bir çocuk. Nasıl unuturum sözleri: "Bizi güllerin iklimi tüketti / Dudağı yoran bir söze kırıldık / O vahşi beyaz at / Alıp başını gitti / Bir yaz ...