Ana içeriğe atla

Futbol'un manası

Böyle bir başlığı seçmemin nedeni, futbolun farklı kültürlerde nasıl bir platformda izlenildiği ve algı farklılıkları üzerine bir yazıyla uzun aradan bsüre bloga dönmek istedim. Bazılarımızın bildiği üzere yaklaşık 3 aydır İsviçre'deyim. Dün Neuchatel'e işlerim sebebiyle gitmiştim şansıma işler iyi gitmedi ben de beraberimdeki arkadaşla hadi maça gidelim dedik. Uzun süredir maç atmosferinden uzaktım ; gerçekten özlemişim, en son Denizli Belediyespor maçına gitmiştim.
Neuchatel 1970'te kurulan , Türkler için hiç de yabancı olmayan bir klüp. Galatasaray'la yapılan maç hala dillerindeymiş laf aramızda. Stadda herkes istediği gibi oturmuştu ama gene de bütün biletler numaralı kapasitesi 10000 civarında çok modern bir stadyumda oynanıyor maçlar. Stadyum Avrupa Şampiyona'sında maçlara ev sahipliği yapmasa da Neuchatel'de çok fazla Portekizli olduğu için ,Portekiz Milli Takımı'nın burada kamp yapması sağlanmış halk desteğiyle ve stadyum bu yüzden (tam emin değilim) yenilenmeye tabi tutulmuş. Stadyumlarımızda özlediğimiz birçok olguyu tatma fırsatı buldum. Basel şampiyonluğa oynadığı için ve İsviçre'nin Alman tarafından olduğu için daha ateşli taraftara sahipti. Neuchatel tribündeydim ama buna karşın Basel gol atınca stadyumun bu kesiminde çok fazla Basel taraftarı olduğunu gördüm. İnsanlar ellerinde birasıyla, patates kızartmasıyla, atkısıyla, bayrağıyla güzel bir pazar günü yaşıyorlardı. Kadınlar tribünde çok fazlaydı. Türk tribün kültüründen en önemli farklılıklardan biri buydu kanımca. Bana göre Türkiye'de tribün tamamen maskülen bir olgu gibi görülüyor ve bunun dışına çıkmasına kimse isteyerek ya da istemyerek izin vermiyor. Takımları onlar için bizim takımlarımızın taraftarlarımıza ifade ettiğinden göreceli olarak daha az şey ifade ediyor olabilir. Ama hayatının en merkezi noktasına "Futbol"u almak(Türkiye'de olduğu gibi) takımlara çok fazla zarar verebiliyor.İnsanlar futbolla seviniyor ama futbolla üzülmüyor. Bu destek verilmiyor, sevilmiyor demek değil. Bu doğu batı farkının da bir şekilde dışa vurumu. Çok uzattım belki lafı, destek böyle olmalı bir yerde. Sakince elinde birayla, meşrubatınla, ya da gerektiğinde tezaruhatınla, güvenlik görevlilerinin seni korumak için değil maça gelmek için orada bulunmasıyla, yenilsen de küfretmemeyle, yanındaki aileye saygı göstermesiyle, kadınla erkeğin
ve rakiple evsahibinin beraber maç seyretmesiyle özlediğimiz tribünlere kavuşacağız.
Maça gelirsek, ilk yarı Basel'in 2-0 üstünlüğüyle bitti 2. yarının hemen başında Neuchatel 5 dakikada eşitliği sağladı ve son 10 dakikaya gelinirken Eren Derdiyok Basel'e 3 puanı getirdi.

Yorumlar

yavuzy dedi ki…
Güzel bir yazıyla geri dönmen çok hoş Kutal, elinesağlık; devamını bekliyoruz... Bologna'da görüşelim! :)
Kutal dedi ki…
insallah orada beraber olacagiz :)
serdanka dedi ki…
"Beraber"likler umuduyla ama orda olamayacağımı bilmenin üzüntüsüyle :(
mustava dedi ki…
kutal, bu doğru mu, çok sevindim!

antirazzisti kapsamında basketbol turnuvası da düzenleniyor, hemen yazılalım derim.
Kutal dedi ki…
Mustafa abi, şu an belli değil yazın buralarda mı yurtdışında mı olacağıma bağlı ... Umarım yanınızda olacağım

Bu blogdaki popüler yayınlar

Beşiktaş: 3 - Adana Demirspor: 3

 Demirspor bu; her an her şey mümkün. Oyuncular değişse de hem dibe vurup hem son saniyeye kadar heyecan yaşatmak geleneği değişmiyor.  İstanbul'da İnönü'de 3-0'dan maç çevirmek büyük iş. Takımın gerçek gücünü gösterdiği, belki de sezona merhaba dediğimiz maç oldu... Balotelli beklediğimiz patlamayı yaptı; İstanbul' da olması tesadüf değil. İlk yarıda acemice hatalar, Sinan ve Ferhat'ın dağılması, rakibin dalga dalga gelişini durduramamak can sıktı. Aslında kötü değildik ama rakip çok iyi başladı. İkinci yarı başında 3. Golü de yiyince moraller bozuldu. Ama işte Demirspor bu! Yaptı yapacağını... Rakibin oyuncu değişikliklerini lehimize çevirdik. 60. Dakikadan sonra Vargas ve Balotelli'nin şutları son dakikaya kadar umudu taşıdı. Assombalonga'nın dokunuşuyla 1 puana uzandık. Tebrikler, teşekkürler takım; devamı gelsin... 

Ben Bunu Hak Ettim...

Bugüne kadar yazdığım en zor yazılardan biri bu.  Yanımda küçücük iki çocuk vardı maçta, sevdim onları öptüm. Hatta babası yorulmuştu da aldım onu omzuma maçı bir süre birlikte izledik. O esnada çocuğun nasıl heyecanlandığını gördüm. Bacakları kasılıyordu, boynumun sıkıştığını hissettim. Sonra bağırdı ve akabinde ellerini vücudunu titreme alacak kadar sıktı. Bu çocuk sanırım 4,5-5 yaşlarındaydı. Tam benim kızımın yaşlarında. İşte o anda aslında anlamalıydım hak ettiğimi bu belayı. Çünkü ben de çocuklarımı bu acıya götürüyorum. Onlar acıya doğru yürürken, ben her Demirspor deyişlerinde mutlu oluyorum. Her mavi-lacivert deyişlerinde mutlu oluyorum. Onlar da bana başarı videosu gönderiyorlar.   Ben böyle bir babayım işte. Çocuklarının bu tür videolarına bakıp, duygulanan mutlu olan bir babayım. Onlara mavili, armalı kıyafetler alıp ellerimle uçuruma götüren bir babayım. Tabi ki Allah belamı verecek.  Kendi isteğim dışında görev yerim değiştirildi. Ailem paramparça oldu. Ta

"akrep gibisin kardeşim"

Son birkaç gündür yaşanan transfer krizine dair bir şey demek istemiyordum ama en son Başkan'ın "ben gidiyorum o zaman" restine karşı artık bir ses çıkarayım dedim. Ama Başkan'a diyecek bir şey yok. Onun hali tavrı belliydi zaten; para bende istediğimi yaparım, istediğimi getiririm-götürürüm, kimseye hesap vermem... Daha önce, "ben olmasam Yenice'nin ötesine gidemezsiniz" diyenlerin 2020-2021 versiyonu. Aynı kafa, aynı sonuç. Ben gidiyorum der, gider; kalıyorum der, kalır. Memleketin hali bu.  Sorun, menajerin biriyle takımı oyuncağa çeviren bu tutumu "büyüksün Başkan" diye koşulsuz alkışlamaktı. T akımın imajını yerle bir ederken,  Tanju'su, Anderson'u, harcadığı bir ton parayla bir yanda da taraftara posta koymasını görmezden gelenlerde asıl sorun. Başarı istiyoruz diye ses çıkarmadık, kısık sesle konuştuk, dışarıya karşı da savunduk.  Taraftar her zaman doğruyu söylemiyor olabilir ama Demirspor taraftar olmadan başka tek adam takımla