Ana içeriğe atla

Perşembe Konukları #6 : Selim Özben "Onca Engeli Aşarak"

-------------------------------------------------------------------------------
Her hafta Perşembe günleri,"Perşembe Konukları" köşemizde demirgibiyiz@gmail.com adresimize o hafta gelenler içerisinden bir yazıyı, "konuk yazarımız"ın yazısı olarak blogumuza taşıyoruz. Tüm okurlarımız yazılarını demirgibiyiz@gmail.com 'a gönderebilirler.

Bu hafta Perşembe konuğumuz, Selim Özben. Nedense aklıma Selim Bey'in Oğuz Atay seven Demirsporlulardan olduğu düşüncesi geldi yazısını okuyunca. Belki Demirspor'un Tutunamayanlar'ın tutunacak son dalı olmasındandır...Kendisi de, bize benzer bir biçimde Adana'dan uzakta Demirspor sevdasını yaşatanlardan...

Selim Bey'e teşekkürlerimizle yazısını yayınlıyoruz ...

-------------------------------------------------------------------------------
ONCA ENGELİ AŞARAK
Selim Özben


Sevgili demirgibiyiz tayfası, Ankara’nın karanlık bağrında mavi-lacivert bir sevgiyi canlı tutmanız gerçekten takdire şayan, aslında sizlere baktığımda kendimi görüyorum çünkü ben de sizler gibi uzaktan sevdim bu takımı.

Onca engeli aşarak, memleketin-yörenin takımını sevmek-tutmak-desteklemek ve sadece onu desteklemek, gerçekten zor bir iş! Helal olsun sizlere… Ben kendimce bu engelleri iki başlıkta topluyorum: Memleket futboluna dair kabul edilmiş normalliklerin aşılması-yani yerel bir takımın tutulmasının anormal sayılması, bir diğeri de efsanelerle büyümüş-güdülenmiş olmana rağmen desteklediğin takımın yerlerde sürünüyor olmasıdır.

Normal sayılanı aşmak, genel olarak hayata ve hayatını kurduğun temellere yönelik bir sorgulamanın sonucudur. Ben, kişisel olarak, neden Demirsporlu olduğumu, bana sunulanları kabul etmemekle temellendiririm öncelikle.

Muhalif bir duruşun simgesi olarak Demirspor, mavi-lacivert renklere bu gözle bakanlar için, tıpkı onun başarılı olacağı günlerin özlemini duymak gibi, farklı bir hayatın kurgulanacağı günlerin umudunu da taşır. Takımımız başarılı olduğunda, bizim her türlü işimiz de yolunda gidecektir sanki; hedeflerimize varacağızdır en nihayetinde. Özellikle yeni neslin Demirsporluluğunda bu etmen önem taşır. Demirspor, bir umut olarak, zalim dünyanın karşısında bir mücadele aracıdır. Belki bu satırlarda, Demirspor yerine başka bir takım da yazılabilir-her taraftarın, takım tutma şevki benzer nedenlerledir. Ama sırf o yüzden de çok özeldir, romantiktir.

Bu romantik ideal, eski güzel günlerin hikayeleriyle beslenir. Demirspor, belki çok sayıda tarihi başarı elde etmemiştir ama onla ilgili çokça hikaye bilinir-anlatılır. İşin içine Adanalı abartmasını da katıp, çok sayıda ve farklı alanlarda efsaneler yaratmıştır Adana Demirspor. Sözlü tarihin içinde yoğrulan ve herkesin bir yerinden çekiştirip deforme ettiği onca anı yüklüdür eskilerin dillerinde; biz yeni nesle bunlar çeşitli ortamlarda-çoğunlukla bölük pörçük anlatılır. Zihnimizde geçmişin siyah beyaz kareleri yerleşmiştir Demirspor’a dair.

Dolayısıyla her kuşaktan futbolseverin adını-sanını bildiği ve büyük ölçüde saygı duyduğu bir camiadır. “Bu bizim bildiğimiz Demirspor mu?” sorusu işte bu temelden kaynaklanır; takım yıllarca ligi sürklase etmiş olmasa da futbolseverlerin zihninde yer etmiştir çeşitli vesilelerle. O siyah beyaz karelerden, renkli hatıralara geçiş arasında hep bir kopukluktur vardır yeni nesil için. Bağlantı bir yerde kopmuştur; bugüne nasıl gelinmiştir; siyah beyazı kareleri sonradan renklendirerek eski tadı almak mümkün müdür? Diğer bir deyişle efsaneyle gerçek arasındaki keskin bağlantı kopukluğu, bugünün temel sorunudur. Eskilerin birçoğu, bugüne dair küskünlükleri ile çerçeveledikleri siyah beyaz karelerde kalma heveslisi iken, yenilerin birçoğu o siyah beyaz kareleri, sadece kartpostal niyetine kullanır; belirli gün ve haftaların dışında anımsamaz.

Eski hikayeler, bugünün takımını ve taraftarını ayakta tutmayı başarır mı? Takıma gelip giden futbolcuların, “büyük bir camiaya geldiğimizin farkındayız” yollu sözleri, onlara da bu efsanenin sirayet ettiğini gösterir; ama bu onların kaslarına ekstra bir hormon vermez; sahada efsane oynamaz.

Ama “taraftar” için bunu söylemek mümkün değil. O eski güzel günleri görmeseler de gelecek güzel günlerin onlar tarafından kurulacağını bilen bir kitle var. İşte o kitle, takımın peşinden yüzlerce kilometre yol gitmeye razıdır. Bilir ki o yollar, sanki bir zaman tünelinden geçiyormuşçasına kendini efsanevi günlere götürür ve her gidiş geliş inancını biraz daha artıracaktır, sahada olan bitenden bağımsız olarak. Çünkü gerçek taraftarlık, deplasmanlarda kazanılır. Evinde değil, uzakta ve yalnızken bu inancı pekiştirebilmek önemlidir.

Ben de sizler gibi uzaklardayken Demirsporlu oldum. Kendi Demirspor’umu gazete sayfalarında, ufacık fotoğraflarda ve son zamanlarda internet aracılığı ile kurdum, yüzlerini görmediğim futbolcuların adını sanını ezberledim, ilk 11i her hafta takip ettim; belki bana sanal taraftar diyebilirsiniz, haklısınız! Benim taraftarlığım Adana’dakilerle bir tutulamaz, doğrudur. Ama takım kazandığında çocuklar gibi şen olmak, üzüldüğünde hasta olmak ortak noktamız değil mi? Ya da bereketli topraklara yolculuklarımı maç trafiğine göre ayarlamaya çalışmak, maç yoksa bile 5 Ocak’ın etrafında turlamak, yolda mavi-lacivert atkılı birine selam vermek-benzer hisler değil mi? Sırf uzaktayım diye beni aranıza almama zalimliğini göstermezsiniz, değil mi?

Benim hayatım yollarda geçiyor. Yolda olmak, bir yere gidiyor olmak, yerinde durmamayı, iki arada bir derede kalmayı da simgeler. Tıpkı, yolculuğun varılan yerden bağımsız bir özelliği olması gibi, bu ruh hali de takımcılığa takılı kalmadan futbolu sevebilmektir. Demirspor özelinde, bugünün eksikliklerinin, geleceğin önünü tıkamasını engelleme çabasıdır.

Hepinize selamlar-sevgiler…

Yorumlar

Adsız dedi ki…
Yol yakınken kaç kurtar kendini. yazıktır, günahtır.. Bünyeye azaptır Demirspor, gönüle kahırdır, koşulsuz teslimiyetdir. AİHM 'DE TAZMİNATLIK İŞKENDECEDİR...kaç gardaşım kaç kurtar kendine, atlama ateşe.. Kurban olayım biz yandık sen yanma!!!!!!
Ozan Baysal
Adsız dedi ki…
bu tip yazıları okumak keyif veriyor bana, teşekkürler.

Ahmet Özsoy-mavibulvar
Adsız dedi ki…
cokguzel yazi...

Bu blogdaki popüler yayınlar

Beşiktaş: 3 - Adana Demirspor: 3

 Demirspor bu; her an her şey mümkün. Oyuncular değişse de hem dibe vurup hem son saniyeye kadar heyecan yaşatmak geleneği değişmiyor.  İstanbul'da İnönü'de 3-0'dan maç çevirmek büyük iş. Takımın gerçek gücünü gösterdiği, belki de sezona merhaba dediğimiz maç oldu... Balotelli beklediğimiz patlamayı yaptı; İstanbul' da olması tesadüf değil. İlk yarıda acemice hatalar, Sinan ve Ferhat'ın dağılması, rakibin dalga dalga gelişini durduramamak can sıktı. Aslında kötü değildik ama rakip çok iyi başladı. İkinci yarı başında 3. Golü de yiyince moraller bozuldu. Ama işte Demirspor bu! Yaptı yapacağını... Rakibin oyuncu değişikliklerini lehimize çevirdik. 60. Dakikadan sonra Vargas ve Balotelli'nin şutları son dakikaya kadar umudu taşıdı. Assombalonga'nın dokunuşuyla 1 puana uzandık. Tebrikler, teşekkürler takım; devamı gelsin... 

Ben Bunu Hak Ettim...

Bugüne kadar yazdığım en zor yazılardan biri bu.  Yanımda küçücük iki çocuk vardı maçta, sevdim onları öptüm. Hatta babası yorulmuştu da aldım onu omzuma maçı bir süre birlikte izledik. O esnada çocuğun nasıl heyecanlandığını gördüm. Bacakları kasılıyordu, boynumun sıkıştığını hissettim. Sonra bağırdı ve akabinde ellerini vücudunu titreme alacak kadar sıktı. Bu çocuk sanırım 4,5-5 yaşlarındaydı. Tam benim kızımın yaşlarında. İşte o anda aslında anlamalıydım hak ettiğimi bu belayı. Çünkü ben de çocuklarımı bu acıya götürüyorum. Onlar acıya doğru yürürken, ben her Demirspor deyişlerinde mutlu oluyorum. Her mavi-lacivert deyişlerinde mutlu oluyorum. Onlar da bana başarı videosu gönderiyorlar.   Ben böyle bir babayım işte. Çocuklarının bu tür videolarına bakıp, duygulanan mutlu olan bir babayım. Onlara mavili, armalı kıyafetler alıp ellerimle uçuruma götüren bir babayım. Tabi ki Allah belamı verecek.  Kendi isteğim dışında görev yerim değiştirildi. Ailem paramparça oldu. Ta

"akrep gibisin kardeşim"

Son birkaç gündür yaşanan transfer krizine dair bir şey demek istemiyordum ama en son Başkan'ın "ben gidiyorum o zaman" restine karşı artık bir ses çıkarayım dedim. Ama Başkan'a diyecek bir şey yok. Onun hali tavrı belliydi zaten; para bende istediğimi yaparım, istediğimi getiririm-götürürüm, kimseye hesap vermem... Daha önce, "ben olmasam Yenice'nin ötesine gidemezsiniz" diyenlerin 2020-2021 versiyonu. Aynı kafa, aynı sonuç. Ben gidiyorum der, gider; kalıyorum der, kalır. Memleketin hali bu.  Sorun, menajerin biriyle takımı oyuncağa çeviren bu tutumu "büyüksün Başkan" diye koşulsuz alkışlamaktı. T akımın imajını yerle bir ederken,  Tanju'su, Anderson'u, harcadığı bir ton parayla bir yanda da taraftara posta koymasını görmezden gelenlerde asıl sorun. Başarı istiyoruz diye ses çıkarmadık, kısık sesle konuştuk, dışarıya karşı da savunduk.  Taraftar her zaman doğruyu söylemiyor olabilir ama Demirspor taraftar olmadan başka tek adam takımla