Ana içeriğe atla

Herkes İşini Yapsın

Adana Demirspor taraftarı takımını binlerce km.'lik yol yaparak destekleyen bir taraftardır. Bu yol ona ölüm gelmez. Sevgiliye giden yoldur uzayan mesafeler. 

Biraz futbolcu ile taraftarı karşılaştıralım.

Futbolcu uçağa atlar maçın oynanacağı ildeki havaalanına veya en yakın havaaalanına iner. 
Demirspor taraftarı bulabildiği en ucuz ve en konforsuz şehirlerarası araca biner, saatlerce yol gider.

Futbolcu havaalanından bulunduğu bölgenin en iyi otellerinden birine gider.
Taraftar ya yolda sabahlar, ya da uyumadan yeniden yollara düşer.

Futbolcu maçtan sonra duşunu alır.
Taraftar leş gibi terlemiştir, en fazla atletini değiştirebilir.

Futbolcu aynı dönemde taraftarla aynı yere gitmek için para kazanır.
Taraftar para harcar.

Futbolcu ekmeğini futboldan kazanır.
Taraftar ekmeğini keser maça gider.

O nedenle öyle tribünün önünden geçerken el kol hareketleri, küfür, taraftarla tellerin arkasından iletişime geçmek yok. Sen benim ağır eleştirilerim dahil olmak üzere tüm sözlerimi saygı ile dinleyeceksin. Dinlemek zorundasın. Benim çektiğim çilenin yarısını çekmeden kime isyan ediyorsun sen. Sen bana agresif davranacağına, yerde yatan Denizlili futbolcuya git, kalk de, ona agresif davran. Boş boş top bekleyeceğine koş inisiyatif al. İşin özü herkes işini yapsın. Kimseye de kimse hakkında söz söyleme imkanı doğmasın.

Yönetime gelince. Sosyal medyadan futbolculara mesaj veriyorsunuz. Hatırlatmam gereken şeyler var. Bu kadroyu siz kurdunuz. Tahmin ettiğimiz kadarı ile ucuz bir kadro da kurmadınız. Hakan ÇİNEMRE'yi, Artun AKÇAKIN'ı, Tayfur BİNGÖL'ü, Abdülkerim BARDAKÇI'yı vs. gencecik savaşan çocukları siz almamayı tercih ettiniz. Şimdi savaşmayan takım varsa siz de sorumlusunuz.

İkincisi sosyal medyadan kimseyi taraftarın önüne atmaya gerek yok. Kimse elinizi bağlamıyor. Siz kadro dışı bıraktınız, ceza verdiniz, olaya el koydunuz da elinizi biz mi bağladık. Yönetimin görevi mesaj vermek değil, icraat yapmaktır. 

Ayrıca geçmişten farklı şeyler yapayım derken geçmişi unutmamız gerekmez. Ne zaman ki takım içi meseleler ulu orta konuşulmaya başlanır o zaman takımın performansı düşer. O zaman takım yerine bireycilik öne çıkar. 20 yıldır süper lig görmemiş bir camiayız biz. Bu tür açıklamaların sonuçlarını 20 yıldır görüyoruz, 20 yıldır aynı şeyi tekrar tekrar yaşayıp, aynı şeyleri tekrar tekrar söylüyoruz. Geçmiş çok uzakta değil. Hemen yanı başınızda tribünde. Sorun, söyleyelim.

Osman Hocam. Maç sonu açıklamada hakemlere tenkitte bulunmuşsunuz. Bunun haklı gerekçeleri olabilir. Ancak sizin yönetiminizdeki futbolcular oyunu domine edemediler. Rakibe baskı kuramadılar. İki üç topları falan direkten dönmedi. Hırslı değillerdi. İkinci yarıda golü attıktan sonra birden tuhaf şekilde şalteri kapattılar. Sizin yönetiminizdeki futbolcular ligin en dibindeki takımlardan birinden kendi ceza sahası önünde topu çıkaramayıp dakikalarca baskı yedi. Hocam, stresinizi anlıyoruz ama siz de bir rehabilite edin kendinizi. 

Sonuç olarak fikstürümüzün kolay olduğunu düşündüğümüz dönemde anlamsız puan kayıpları ile lider olabilecekken potada anca kalabildik. Herkes işini yaparsa daha çok maç var. Yarın ağlamamak için bugün herkes işine dört elle sarılmalı. 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Nesrin'in Hikayesi : "15 Saat 47 Dakika…Ve Toprak…"

Ön-Not: Nesrin Olgun Aslan’ın hikayesini yazmaya başladığımda kimi zaman soğuk bir suyun ve karanlığın içinde, kimi zaman sonunda varabildiğim bir kıyıda hissettim kendimi. Yazmaya devam ederken önce zor tutuyordum gözyaşlarımı, bir noktadan sonra akmaya başladı hepsi. Yazımı, ağlayarak bitirebildim ancak…Kendisinin web sitesinden (http://www.nesrinolgun.com) ve dönemin Hürriyet Londra Temsilcisi Faruk Zapçı’nın anılarından yararlandım, teşekkürlerimi sunuyorum…Çok uzatmadan, Nesrin’in Hikayesi’ne başlıyorum… 1964 Adana Yüzme havuzunun kenarında 7 yaşında kara kuru bir kız çocuğu duruyor. Havuzun içinde Adana Demirspor Kulübü yüzücüleri. Erkekler çoğunlukta. Küçük kız etrafına bakıyor. Sadece 4 kız çocuğu var. Nesrin, Adana Demirspor’un 4 kızından biri oluyor o gün…Giriyor havuza. 1973 – 1975 Adana Nesrin, 16 yaşında. Yüzüyor. 7 yaşında girdiği havuzdan, kısa mesafede 100’e yakın madalya ve şilt çıkartıyor. Kışları masa tenisi oynuyor, Türkiye 2.liği, Türkiye 3.lüğü var. 17 yaşında mar...

Tehlikeli Hareketler...

Mondiali den gelen güzel haberler içimizi açarken, yüzümüzden gülücüklerin eksilmemesi temennisi ile başlamak istiyorum yazıma.. Onur kardeşimin yazdığı "Mavi Lacivert, turuncu beyaz Adana" yazısını okumamdan çok kısa bir süre sonra, bir haber portalında rastladığım bir olayla irkildim.. "Bursasporlu taraftarlar, İstanbul takımlarının Bursa'da açtığı mağaza ve futbol okullarına tepki gösterdi" diye başlıyordu yazı , Atatürk stadı önünde yaklaşık 200 taraftarın toplanarak İstanbul takımlarının Futbol okullarını ve ürünlerini Bursa şehrinde görmek istemediklerini bir protesto eylemiyle açıkladıklarını bildiriyordu.. Bu grup adına açıklama yapan şahsı muhterem(!) ''Açık ve net olarak söylüyoruz. Bu son uyarımızdır. Bunun yanısıra, bu takımlara ait tanıtıcı ilanların asılmasına izin veren Bursa Büyükşehir Belediyesi ile mağazaların bulunduğu alışveriş merkezlerini de kınıyoruz'' diye de eklemiş .. Blogumuzda okuduğum bu yazının hemen ardından bu habe...

Ahmet Abi...

"O Deli, Kara Çocuk"* Ahmet Kaya; "mümkünse farzedin yaşamamıştır..." Rüzgârım ancak böyle büyük olabilirdi. Ama sen benim için hep kürkçü dükkânı oldun. Ne zaman rakı içmek istesem ya da elimde bir birayla Kadıköy'ün oradaki kayalıklarda otursam, sen vardın dilimde, hangi şarkın olursa olsun, fark etmedi ... Ahmet Kaya, bence Başım Belada albümünün kapağındaki fotoğraftan, dünyaya biraz kostak, az buçuk kibirle bakan, tehlikeli şiir okuyan bir adamdı. O fotoğrafta, üzerindeki palto, babamın uzun yıllar giydiği pal-toya handiyse aynı denecek kadar benziyordu. Hayata sataşan bir adamdı Kaya, tekinsiz... Başım Belada çıktığında yazdı. Çınarcık'a gidiyordum o yaz. Mavi Marmara vapurunun üst katında mavi tahta masalar ve sandalyeler vardı. Biraya başladığıma göre lisede olmalıyım. Tek başına, kirpikleri gölgeli bir çocuk. Nasıl unuturum sözleri: "Bizi güllerin iklimi tüketti / Dudağı yoran bir söze kırıldık / O vahşi beyaz at / Alıp başını gitti / Bir yaz ...